(818 S. K. m. 24, 25, 26) (4721 S. K. m. 2)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, miras taksim sözleşmesi uyarınca tamamı kendisine verilen 120 ada 17 parsel sayılı taşınmazda davalıların paydaş kılındığını,bu durumun taşınmazın tapuya tescili sırasında yapılan hatadan kaynaklandığını ileri sürerek tapu iptali ve tescili isteğinde bulunmuştur.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlar, karşı davalarında çekişme konusu 17 nolu parselin miras taksim sözleşmesine göre 242 m2 lik kısmının davacıya ait olduğunu, 276 m2 lik bölümünde kendilerinin de paydaş olduklarını, 120 ada 4 parsel sayılı taşınmazın miras bırakanları Mustafa Kitapçı'ya ait olduğu halde hataen davacı adına tescil edilmiş bulunduğunu ileri sürerek tapu iptali ve tescili isteğinde bulunmuşlardır.
Mahkemece,davacının davasının kabulü ile dava konusu 17 nolu parselin tapu kaydının iptali ile tamamının davacı Uğur adına tesciline, karşı davanın kabulü ile çekişme konusu 4 nolu parselin karşı davalı Uğur adına 5/6 payın iptali ile payları oranında davalılar adına tesciline karar verilmiştir.
Karar, davalılar-karşı davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Şükran Dağlı İlgün'ün raporu okundu,düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava ve karşı dava,hata hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden;tarafların miras bırakanlarından kendilerine intikal eden taşınmazlar bakımından 21.11.1989 tarihinde noterde taksim sözleşmesi yaptıkları, taşınmazların anılan sözleşmeye uygun olarak 22.12.1989 tarihinde tapuda intikal ve tescil işlemlerinin gerçekleştirildiği görülmektedir.
Taraflar, sözü edilen intikalde 120 ada 17 parsel ile 120 ada 4 parsel sayılı taşınmazları bakımından tescilin dayanağını teşkil eden noter sözleşmesinde hataya düşürüldüklerini,bu sebeple anılan taşınmazlardaki mülkiyet durumunun iradelerine aykırı biçimde oluştuğunu ileri sürerek eldeki dava ve karşı davayı açmışlardır.
Bilindiği üzere; sözleşmenin konusu, niteliği ve ödenecek miktar gibi hususlarda dikkatsizliği veya bilgisizliği sonucu gerçek iradesine uymayan beyanda bulunmak suretiyle esaslı hataya düşen tarafın sözleşme ile bağlı sayılamıyacağı kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki, Borçlar Kanununda esaslı hatanın tanımı yapılmamış, 24. maddede sınırlayıcı olmamak üzere örnekler gösterilmiştir. Kısaca iç irade ile açıklanan irade arasındaki bilmiyerek yapılan uyumsuzluk olarak tanımlanan hatanın esaslı kabul edilebilmesi için, uygulamada ve bilimsel alanda ortaklaşa benimsendiği gibi, girişilen taahhüdün başlıca sebebini teşkil etmesi, daha açık söyleyişle hem yanılgıya düşen taraf, yönünden (subjektif unsur), hem de iş hayatındaki dürüstlük kuralları (objektif unsur) açısından, hataya düşülmese idi böyle bir sözleşmenin hiç veya açıklanan biçimde yapılmayacağının isbatlanması zorunludur.
Bu koşulların varlığı halinde hataya düşen taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırılabilir ve verdiği şeyi geri istiyebilir. Yeter ki hatanın ileri sürülmesi B.K.nun 25. ve M.K.nun 2. maddesinde hükme bağlanan dürüstlük kuralına aykırı olmasın. Hemen belirtmek gerekir ki, sözleşme yapılırken hataya düşen tarafın kusurlu bulunması sözleşmenin iptaline engel değildir. Ne var ki, B.K.nun 26. maddesinde öngörüldüğü gibi hatayı bilmiyen veya bilecek durumda bulunmayan ve kusursuz olan karşı tarafın menfi, gerektiğinde müsbet zararının ödenmesi gerekir.
Öte yandan, iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Hatanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde, sözleşmenin karşı tarafına yöneltilecek tek taraflı bir irade açıklaması ile bildirilebileceği gibi def'i veya dava yoluyla da kullanılabilir. Ayrıca hatanın varlığı her türlü delille isbat edilebilir.
Sonuç: Hal böyle olunca,yukarıdaki ilke ve olgular gözetilerek öncelikle hak düşürücü sürenin geçip geçmediğinin saptanması, ondan sonra gerektiğinde işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken bu husus değerlendirilmeksizin yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davalılar (karşı davacılar) vekilinin temyiz isteği yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 23.06.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy