(818 S. K. m. 19, 20, 414) (1086 S. K. m. 292)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı (karşı davalı), 236 parsel sayılı taşınmazı davalının vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendi adına satın almasına rağmen daha sonra mahkeme kararıyla adına tescil ettirdiğini, alınan taşınmazın bedelini ödediğini, taşınmazın üzerine ev yapıp, bir bölümünü satış suretiyle devrettiğini, ödediği bedelin haksız kazanca dönüştüğünü ileri sürüp, davalı adına muvazaalı şekilde oluşan tapu kaydının iptali ile adına tesciline, olmadığı takdirde taşınmazın rayiç değeri olan 183.616.400.000 TL. nin tahsiline karar verilmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalı (karşı davacı), 236 parsel sayılı taşınmazın mahkeme kararı ile adına tescil edildiğini, mahkeme kararına karşı muvazaa iddiasında bulunulamayacağını, taşınmaza davalının bina yapmak suretiyle müdahale ettiğini ileri sürüp elatmanın önlenmesine, binanın yıkımına ve 1.680.000.000 TL. ecrimisilin tahsiline karar verilmesi isteğinde bulunmuştur.
Mahkemece, satış vaadi sözleşmesinin 10 yıl süre ile geçerli olduğu, satış bedelinin 400.000 TL. olduğu, adi yazılı sözleşmeye göre devir borcu olmayacağını alıcının bilmesi gerekip, buna rağmen yapılan ödemenin bugünkü değerinin tahsili gerektiği, birleşen davada, satış vaadi ile aldığı taşınmaza bina yapan davalının satış bedeli ödeninceye kadar hapis hakkı olduğu, hapis hakkının yeni malike karşı da ileri sürülebileceği, satış bedeli ödenmediğinden elatmanın önlenmesinin istenemeyeceği, satış vaadi ile taşınmazı kullanandan ecrimisil talep edilmeyeceği gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı (karşı davalı) ve karşı temyiz eden davalı (karşı davacı) tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Emine Küçüksözen'in raporu okundu, düşüncesi alındı.
Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, tazminat, birleşen dava ise, elatmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, birleşen dava ile asıl davadaki tescil isteğinin reddine, tazminat isteğinin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden, özellikle dava dilekçesindeki iddianın ileri sürülüş biçiminden, davada davacının davalı ile aralarında kurulan inanç sözleşmesine dayandığı açıktır. Davacı, çekişme konusu 236 parsel sayılı taşınmazın kendi adına satın alınması için davalı Mehmet Kürkan'a bir miktar para gönderdiğini, ancak adı geçenin taşınmazın kendi adına tescilini sağladığını ileri sürüp, iptal ve tescil isteğinde bulunmuş; iddiasının kanıtlı olarak 4.3.1986 tarihli Ziraat Bankası dekontu ile davalı tarafından kendisine gönderilen mektubu ibraz etmiştir.
Bilindiği üzere, taraflar arasında iddia edildiği anlamda varlığı ileri sürülen inanç sözleşmesinin 5.2.1947 tarih, 20/6 Sayılı İnançları Birleştirme kararı uyarınca yazılı belge ile ispatı zorunludur. Belirtildiği şekilde bir belge ibraz edilmemiş ise de yukarıda açıklanan dekont ve mektubun HUMK. nun 292. maddesi anlamında yazılı beyyine başlangıç niteliği taşıdığı açıktır.
Bu durumda, taraflar arasındaki çekişmenin anılan hukuki sebep yönünden tartışılıp sonuçlandırılması gereklidir. Ne var ki mahkemece, bu anlamda bir araştırma ve tartışma yapılmış değildir.
Öte yandan, çekişmeli 236 kadastral parsel 20.7.1999 tarihinde yapılan imar şuyulandırma işlemi ile değişik imar parsellerine gitmiş, yeni imar çapları oluşmuştur. Davanın sonuçlandırılmasında yeni imar parsellerinin göz önünde bulundurulması gerekeceği de kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, davacının inançlı işlem iddiası üzerinde yeterince durulması, hüküm kurulurken yeni imar parsellerindeki mülkiyet durumunun gözetilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru değildir. Tarafların temyiz itirazları yerindedir.
Sonuç: Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.04.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy