(4721 S. K. m. 715) (178 S. KHK. m. 13)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerde, davalının izinsiz kum ve çakıl çıkarttığını, bu nedenle idareyi zarara uğrattığını ileri sürüp, elatmanın önlenmesine 600.000.000 TL. zararın tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, kum ve çakıl alması konusunda ruhsatının olduğunu ruhsatının süresinin bittiğini belirtip, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalı tarafın ruhsatsız olarak kum çıkarttığı ispat edilemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Berna Dizdaroğulları K.'un raporu okundu, düşüncesi alındı.
Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, elatmanın önlenmesi ve tazminat isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; dava konusu çekişmeli yerde Özel İdare Müdürlüğü ile davalı Alaaddin Çınar arasında kum, çakıl işletmesine dair ilki Havutlar mevkii ile 14.4.1994-14.4.1995; diğeri Mezraönü mevkii ile ilgili 11.12.1997-11.12.1998 tarihleri arasında geçerli olmak üzere, sözleşme düzenlenip işletme ruhsatnamesi verildiği, daha sonra sözleşme ve ruhsatların yenilenmediği anlaşılmaktadır.
Bilindiği gibi; Medeni Kanunun 715. maddesi kapsamında kalan, yararlanılması kamuya ait sular, tarıma elverişli olmayan araziler, kayalar, tepeler, dağlar, onlardan çıkan kaynaklar, yarlar, meydanlar, akarsular ile yatakları, kumsal alanlar, deniz kıyıları gibi devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerin, denetim, gözetim ve korunması en başta arzın tabii maliki olan
Hazinenin görev ve yetki alanına girer. Hazinenin bu nitelikteki yerlere, haksız elatanlara karşı, elatmanın önlenilmesi, eski hale getirme ve tazminat ile gerektiğinde iptal ve tescil davaları açmak hakkının bulunduğu tartışmasızdır. Nitekim Yargıtay'ın hiç sapma göstermeyen içtihatlarında bu kural daima vurgulanmıştır.
Öte yandan, 6 Haziran 1317 (Rebiülevvel 1319) tarihli Taşocakları Nizamnamesi, taşocaklarının açılması işletilmesi, ruhsata bağlanması rüsum ve harç alınması koşulları hakkında özel düzenleme getirerek bu hususta hükümeti mahalliyeyi yetkili kılmıştır. 18 Ramazan 1343 (12 Nisan 1341) tarih ve 608 sayılı Maadin Nizamnamesinin Bazı maddelerinin Tadiline Dair Kanunun 5. maddesinin bilumum taşocakları vilayet idarei hususiyelerine terkedilmiştir hükmüyle de yetki yönünden söz konusu nizamname hükümleriyle paralellik sağlanmıştır. Bu kanun daha sonra yürürlükten kaldırılmış ise de halen yürürlükte bulunan 15.2.1956 tarih 6664 sayılı Taşocakları Muamelatının Tedviri Ve Varidatının Tahsilinin Vilayet Hususi İdarelerine ait olduğu hakkındaki Kanunun 1. maddesi ile konuya daha da açıklık kazandırılarak Taşocakları, taşocakları nizamnamesine uyularak doğrudan doğruya vilayetler tarafından taliplerine ihale olunur, Taşocaklarına müteallik nisbi ve muharrer resimlerle harçlar Köy Kanunu ile kabul edilen haklar mahfuz kalmak şartıyla vilayet hususi idareleri tarafından tahsil olunur hükmü konulmuştur. 18.4.1941 tarih 235 sayılı TBMM. tefsir kararı ise Deniz, göl, nehir gibi her nevi su altında bulunan toprakları da su üstündeki topraklar gibi Taş ocakları nizamnamesi ve 608 sayılı kanun hükümlerine tabi tutmuştur.
Bu uygulama 13.12.1983 tarih 178 sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 13. maddesinin 20.8.1993 tarih 516 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değiştirilmesine kadar devam etmiştir. Değinilen maddenin (b) fıkrasında devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin gerekli görülen hallerde kiraya verilmesi, mülkiyetten gayri ayni hak tesisi ormanlar ve devletin hüküm ve tasarrufu altındaki diğer yerler ile Devletin özel mülkiyetindeki yerlerde bulunan Su Ürünleri üretim yerleri, kaynak suları ve taş, kum, çakıl ve toprak ocaklarının kiraya verilmesi işlemlerini yapmak Milli Emlak Genel Müdürlüğü görevleri arasında sayılmış, bu kanun hükmünde kararnamenin Anayasa Mahkemesinin 25.11.1993 tarih, 1993/47-49 sayılı kararı ile iptal edilmesi üzerine verilen 6 aylık süre içerisinde 16.6.1994 tarih 4004 sayılı kanuna dayanılarak çıkarılan 19.6.1994 tarih, 543 sayılı kanun hükmünde kararname ile aynı madde hükmü yeniden kabul edilmiştir.
Anılan Kanun Hükmündeki Kararnamelerde Taşocakları Nizamnamesi ile 6664 sayılı Kanununun ilgili hükümlerinin değiştirildiğine veya ortadan kaldırıldığına ilişkin bir sarahat yoksa da gerek bu kanun hükmündeki kararnamelerin açık hükümleri, gerekse dayanaklarını oluşturan yetki kanunlarının kabul edilmesindeki amaç göz önünde tutulduğunda kum ocakları dahil sayılan yerlerin kiraya verilmesi işleminde artık Milli Emlak Genel Müdürlüğünün görevli olduğunun kabulünde zorunluluk vardır.
Bu durumda 516 sayılı Kanun Hükmündeki Kararnamenin yürürlük tarihi olan 16.9.1993 tarihinden önce Taşocakları Nizamnamesi ve 6664 sayılı Kanun Hükümlerine göre İl Özel İdarelerince kiraya verilen veya ruhsata bağlanmış olup da sürelerinin dolmaması nedeniyle halen kira sözleşmeleri ve ruhsatnameleri devam edenlerin sözleşmeden doğan hakları saklı kalmak üzere sair devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan tüm yerler gibi kum ocakları ile kum ocağı niteliği kazanmayan akarsu yatakları ve deniz kumlukları hakkında hazinenin her türlü davayı açmakta yetkili hatta görevli bulunduğu kuşkusuzdur.
Herne kadar mahkemece çekişmeli yerden, davalının ruhsatsız olarak kum-çakıl aldığı ispat edilemediği gerekçe gösterilmiş ise de; dinlenen tanık beyanlarından ihbar üzerine olay mahalline gidildiğinde kum-çakıl almak için bir kepçenin beklediği, köyde yapılan soruşturmada kepçenin davalıya ait olduğunun tesbit edildiği, bunun üzerine tutanak düzenlendiği anlaşılmaktadır. Davalının 17.2.2000 günlü oturumdaki malzeme kafi gelmediği için azda olsa hem hazineye ait yerden hem de kendisine ait çaplı taşınmazdan kum ve çakıl aldığı yolundaki açık beyanının mahallinde düzenlenen tutanağı, doğrular nitelikte olduğu açıktır. Bu durumda davalının çekişmeli taşınmaza elattığının kabulü gerekir.
Hal böyle olunca, meni müdahale isteğinin kabulüne, uzman bilirkişi aracılığı ile saptanacak tazminata hükmedilmesi gerekirken, dosya içeriğine uygun düşmeyen yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğur değildir. Hazinenin temyiz itirazları yerindedir kabulü ile hükmün açıklanan sebeplerden dolayı HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 03.05.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy