(4721 S. K. m. 683, 684) (3194 S. K. m. 18) (6785 S. K. m. 42)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, Vakıflar İdaresinden ihaleyle satın alarak malik olduğu 7305 ada 13 parsel sayılı taşınmazı, davalının bahçe yapmak suretiyle işgal ettiğini ileri sürerek, elatmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil isteğinde bulunmuştur.
Davalı, babası adına kayıtlı 136 parsel sayılı taşınmazda yapılan imar uygulaması sonucu dava konusu parselin oluştuğunu, imar uygulamasının iptali için idare mahkemesine açtığı davanın sonucunun beklenmesi gerektiğini, imar uygulamasıyla oluşan tecavüz nedeniyle ecrimisil istenemeyeceğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, bilirkişiler raporuna göre, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerinin kabulüne, ecrimisil isteminin ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Karar: Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil isteklerine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; çekişmeli 13 parsel sayılı taşınmaz ile davalının murisinin paydaşı bulunduğu 11 ve 12 parsel sayılı taşınmazların imar uygulaması sonucu oluştuğu, davalıya ait bir kısım muhtesatın davacı taşınmazına tecavüzlü bulunduğu görülmektedir.
Davalı, tecavüzlü durumun imar uygulaması sonucu oluştuğunu belirtmişse de, mahkemece bu husus üzerinde durulmuş değildir.
Bilindiği üzere; yasal ayrıcalıkların dışında ayrılmaz parçanın (mütemmim cüz'ün) mülkiyeti ve buna bağlı olarak tasarruf hakkı üzerinde bulunduğu arza bağlıdır. Bu husus M.K.nun 684. maddesinde açıkça vurgulanmıştır. Ne var ki, yürürlükten kalkmış olan 6785 sayılı yasanın 1605 sayılı yasa ile değişik 42/c ve halen yürürlükte bulunan 3194 sayılı imar yasasının 18. maddelerinde özel hükümler getirilmek suretiyle ayrılmaz parça (mütemmim cüz) olan yapı ile arz arasındaki hukuki ilişki kesilmiş bazı durumlarda yapı, üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılarak imar parsellerinin oluşturulabileceği öngörülmüştür. Böylece yapıların bedelleri ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı yada ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerine kullanma imkanı sağlanmıştır.
Öte yandan, zeminin maliki olan kişinin taşınmazı bizzat kullanma yetkisi sınırlanmış, ayrılmaz parça (mütemmim cüz) durumunda olan yapı üzerinde tasarruf etme gücü özel yasa ile kısıtlanmıştır.
2981 sayılı yasanın 3290 sayılı yasa ile değişik 10/c maddesi de aynı doğrultuda hüküm getirmiştir.
Gerçekten bir kimse kendisine veya yasanın himaye ettiği bir hakka dayanarak üçüncü bir şahsa ait bir taşınmaz üzerine ayrılmaz parça (mütemmim cüz) niteliğinde yapı inşa etmiş imar uygulaması sonucu bu yer davacıya ait imar parseli içerisinde kalmış ise, kendi arzu ve iradesi dışında idari kararla oluşan bir durum söz konusu olduğundan kusurlu sayılamaz. İşte bu nedenle yukarıda değinildiği gibi yasa koyucu imar parseli malikine karşı yapı sahibini koruma zorunluluğunu duymuştur.
Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca gerekli araştırmanın yapılması, savunmanın açıklığa kavuşturulması, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturma ile hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K.'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.04.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy