(4721 S. K. m. 2, 683, 688, 692,695, 737, 706)
Dava: Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada; Davacılar,634 ada 1 parsel sayılı taşınmaz üzerinde yapı kooperatifi kurularak inşaat yapıldığını,kura sonucu konutlarının belirlendiğini,davalının kendi konutu üzerine kaçak kat yaparak,manzaralarını kapattığını,konutlarında değer kaybına neden olduğunu,site yönetiminin yol olarak bıraktığı yeri de bahçesine katarak yararlanmayı engellediğini ileri sürüp elatmanın önlenmesine,kaçak katın yıkımına,muarazaanın giderilmesine karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı,tüm hissedarların davaya dahil edilmesi gerektiğini,taşınmaz üzerindeki düzenlemeyi 3 yıl önce yaptığını,deniz manzarasını engellemediğini,davacılar taşınmazı ile kendi taşınmazı arasında 3-6 metre kat farkı olduğunu belirtip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece,davalının yaptığı kaçak katın kısmen manzarayı kapattığı,bunun dışında olumsuz bir etkinin olmadığı,bu olumsuzluğunda aşırı olmayan katlanma sınırları içerisinde kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar,davacılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla;Tetkik Hakimi raporu okundu,düşüncesi alındı.Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava,elatmanın önlenmesi,çekişmenin giderilmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir. Mahkemece,davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden,toplanan delillerden,çekişme konusu taşınmazın öncesinin 503 parsel iken,imar düzenlemesine tabi kılındığı,yapılan imar işlemi ile paylı mülkiyet halinin oluşturulduğu,daha sonra taşınmazın bu haliyle 654 ada 1 parsele dönüştüğü,anılan parselde tarafların paydaş oldukları,bu yerde taraflar dışında çok sayıda paydaşın bulunduğu görülmektedir.
Söz konusu parselde,18.6.2003 tarihli bilirkişi raporunda ifade edildiği gibi 4'er gruplu bitişik nizamda ve 2'şer katlı tek dubleks tarzında yapılaşmanın gerçekleştirildiği ve imar düzenlemesinin buna göre yapıldığı,ayrıca parsel üzerindeki yapıların tamamının inşaatlarının tamamlandığı ve peyzajının da düzenlendiği,bu düzenleme uyarınca oluşan site içerisinde yollar açıldığı da sabittir.Bütün bu işlemlerin tarafların katılımı ile kurulan kooperatif faaliyetleri ile başladığı da çekişmesizdir.
Belirtilen hukuki düzenleme içerisinde meydana gelen yapılaşmadan sonra davalı tarafından kura ile kendine tahsis edilen yapı üzerinde yine 18.6.2003 tarihli raporda belirtildiği üzere,imara göre tek yöne eğimli çatının normal kata dönüştürülerek dubleks üzerine bir kat oluşturulduğu,anılan ilavenin ruhsatsız ve kaçak olduğu,ayrıca davalının kooperatif ilişkisi sonrası yapılan peyzaj düzenlemesi ile oluşturulan yolun bir bölümünü,kendi mülkiyet alanına kattığı belirlenmiştir.
Taşınmazın yukarıda açıklanan hukuki durumu dikkate alındığında,taraflar arasındaki çekişmenin,Türk Medeni Kanununun paylı mülkiyete ilişkin hükümlerinin uygulanması suretiyle çözüme kavuşturulması gerekeceğinde kuşku yoktur.Bu nedenle Türk Medeni Kanununun 737. ve takip eden maddeleri ile düzenlenen komşuluk hukuku kurallarının olayda uygulama yeri bulunmadığı açıktır.Mahkemenin yanılgılı değerlendirme ile belirtilen hukuki ilişkiden söz edilerek çözüm yaklaşımı doğru görülmemiştir.
Bilindiği üzere,Türk Medeni Kanununun 706,Borçlar Kanununun 213 ve Ticaret Kanununun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz.Ne var ki,taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş,uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtla paylı,eylemsel olarak bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime ve şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması akde vefa kuralının yanında Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir.
Nitekim,01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun paylı mülkiyete ilişkin 688 ve takip eden maddeleri ile sözü edilen görüşler doğrultusunda düzenlemeler getirilmiş,anılan yasanın yürürlük tarihi öncesi yargısal uygulamalarla düzenlenmeye çalışılan bir kısım sorunlara bu suretle çözüm sağlanmak istenmiştir.
Değinilen yasanın,olağanüstü yönetim işleri ve tasarruflar başlıklı 692. maddesinin 1. fıkrasında paylı malın özgülendiği,amacın değiştirilmesi ve olağan şekilde kullanmanın gerekli kıldığı ölçüyü aşan yapı işlerine girişilmesinin paydaşların oybirliği ile kabulüne bağlı olduğu ifade edilmiş,aynı yasanın 695. maddesi ile de yararlanma,kullanma ve yönetime ilişkin konularda paydaşların yaptıkları düzenleme ve aldıkları kararların,mevcut paydaşlarla birlikte sonradan pay edinen kimseleri de bağlayacağı hüküm altına alınmıştır.
Bu düzenlemelerin altında yatan gerçek amacın insanların birliktelik içerisinde yahut bir tüzel kişiliğin çatısı altında aynı mülkiyet alanında büyük emek ve masraflarla ortak beğeni ürünü olarak düzenlenen projelerle meydana getirdikleri yapılarda güven ve her şeyden öte huzur içerisinde yaşama isteğinin korunması olduğu kuşkusuzdur.
Sözü edilen ilkeler ve düzenlemeler karşısında;davalının yapısında,yukarıda açıklanan değişiklikleri yapması,paylı mülkiyete ilişkin genel hükümler yanında,yasanın belirtilen düzenlemelerine de aykırı bulunduğu tartışmasızdır.
Sonuç: Hal böyle olunca,davalıya ait yapının önceden paydaşlar arasında belirlenen kullanım biçimine uygun hale getirilmesi ve aynı şekilde zeminde mevcut ihlallerin giderilmesi yönünde hüküm kurulması gerekirken,davanın reddedilmiş olması doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir.Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA,alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 10.05.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy