(3621 S. K. m. 5- 9)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kayden davalılar adına kayıtlı 3709 parsel sayılı taşınmazın 585 m2 lik bölümünün kesinleşen kıyı kenar çizgisi içinde kaldığını ileri sürerek, tapu iptali isteğinde bulunmuştur.
Davalı Vehbi , davanın reddine savunmuş; diğer davalılar davaya yanıt vermemişlerdir.
Mahkemece, dava konusu taşınmazı 655.15m2 lik bölümünün kesinleşen kıyı kenar çizgisi içinde kaldığının belirlendiği gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalılardan Vehbi , Rüştü, Okutan ve Macit tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
KARAR
Davada ileri sürülen iddianın ve savunmanın içeriğine göre;yanlar arasındaki uyuşmazlığın,"kıyı kenar çizgisinin" saptanmasından kaynaklandığı açıktır. Bilindiği üzere,son kez yürürlüğe giren 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun "kıyı kenar çizgisini" belirleme yöntemine ilişkin 5 ve 9.maddeleri,Anayasa Mahkemesinin iptal kararı kapsamı dışında bırakılmış;anılan kanun maddesinin uygulanmasına yorum getiren ve görülmekle olan davalarda dikkate alınması zorunlu bulunan 28.11.1997 gün ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararın da "kural olarak,mülkiyet hukuku yönünden kıyı kenar çizgisi belirlenmesi görevinin adli yargıya ait olduğuna;ancak 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 9.maddesi uyarınca idare tarafından kıyı kenar çizgisi belirlenmiş ve yazılı bildirime rağmen yasal süresinde idari yargıya başvurulmaması nedeniyle yargı yolunun kapanmış olması veya idare tarafından verilip kesinleşmiş karar bulunması durumlarında,bunlara uygun şekilde kıyı kenar çizgisinin adli yargı tarafından saptanması gerektiğine" işaret edilmiştir.
Hal böyle olunca,öncelikle idare tarafından 3621 sayılı Kanunun 9.maddesi hükmüne göre "kıyı kenar çizgisi" haritasının düzenlenip, düzenlenmediği araştırılmalı,ondan sonra,üç jeologtan oluşturulacak uzman bilirkişi kurulu ve Tapu Fen Memuru aracılığıyla yerinde keşif yapılmalı;harita düzenlendiğinin ve yukarıda değinilen İçtihadı Birleştirme Kararı'nda belirtildiği şekilde işlem gördüğünün,böylece davanın taraflarını bağlayan bir içerik kazandığının anlaşılması durumunda "kıyı kenar çizgisi" idarenin düzenlendiği harita ya değer verilerek saptanmalıdır. Harita düzenlenmediğinin yada düzenlenip de 5/3 sayılı kararda yazılı olduğu gibi bizzat bildirim yapılmadığının veya ilanen bildirime karşın,idari yargıya başvurulmadığının ortaya çıkması halinde ise,kıyı kenar çizgisi,bilimsel verilerden ve düzenlenmiş olmakla birlikte bağlayıcılık niteliğini kazanamamış haritadan yararlanılarak belli edilmeli belirlenen çizgi Tapu Fen memuru sıfatını taşıyan uzman bilirkişinin krokisine infazda kuşkuya yer bırakmayacak biçimde yansıtılmalı ve sonucuna göre bir hüküm kurulmalıdır.
Somut olayda, 3621 Sayılı Yasa hükümleri gereği İdarece belirlenen kıyı kenar çizgisinin fen elemanı aracılığıyla zemine uygulanmak suretiyle hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır. Oysa, yukarıda da değinildiği üzere sözü edilen çizginin kesinleştiğinden söz edilemez, anılan çizginin takdiri delil niteliğinde olduğu açıktır.
Hal böyle olunca, yukarıda belirtilen ilkeler gözetilmek suretiyle kıyı kenar çizgisinin saptanması soncuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Bir kısım davalıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün yukarıda açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K.'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 29.04.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy