(818 S. K. m. 18, 213) (4721 S. K. m. 706) (2644 S. K. m. 26)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, miras bırakanı Hatice'nin maliki olduğu 90 ve 138 parsel sayılı taşınmazlarını dava dışı torunu Hatice'ye verdiği vekaletle ve tekrar ona dönmesini sağlamak düşüncesiyle muvazaalı olarak vekilin yakını olan davalıya satış suretiyle temlik ettiğini ileri sürüp, miras payı oranında iptal ve tescil istemiştir.
Davalı, miras bırakan ve vekil ile hiçbir yakınlığının olmadığını, bedel ödemek suretiyle taşınmazları satın aldığını belirtip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, taşınmazların temlikinin muvazaalı gerçekleştiğinin ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Ö. Bozkurtgil'in raporu okundu, düşüncesi alındı.
Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal, tescil istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; davacının miras bırakanı Hatice'nin kayden maliki bulunduğu 90 ve 138 parsel sayılı taşınmazları 6.11.1998 tarihli akitle ve vekaleten davalıya temlik edildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide muris muvazaası olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tesbiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince: çekişmeli taşınmazların gerçek bedelinden çok düşük bir bedelle davalıya temlik edildiği sabittir. Diğer taraftan temlikten kısa bir süre sonra ölmesine karşın miras bırakanın terekesinden para çıktığı saptanmamıştır. Öte yandan miras bırakanın çekişmeli taşınmazda vekil olan dava dışı Hatice'nin, babası ile birlikte yaşadığı da tanıklarca ifade edilmiştir. Bütün bu olgular yukarıda açıklanan ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde miras bırakanın dava konusu taşınmazları davalıya temlikinin gerçek bir satış işlemine dayalı bulunmadığı, mirasçılardan mal kaçırmak amaçlı ve muvazaalı olduğu sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 03.05.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy