(818 S. K. m. 18, 213) (4721 S. K. m. 706) (2644 S. K. m. 26)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, dava konusu 122, 132, 340, 555, 551, 534, 601, 603, 722 parsel sayılı taşınmazlardaki payın, miras bırakanı R. Delioğlu tarafından muvazaalı biçimde davalılara intikal ettirildiğini, işlemlerin mal kaçırmaya yönelik olduğunu ileri sürüp, miras hissesi oranında iptal ile adına tescil olmazsa tenkis isteğinde bulunmuş, daha sonra 534 nolu parsel ve tenkis isteminden feragat etmiştir.
Davalılar, satışın gerçek olduğunu bildirip, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, miras bırakanın yaptığı temliki işlemin muvazaalı olduğunun ispatlanmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi A.Sevil Çalıkoğlu'nun raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; çekişme konusu 722 parseldeki 1/4 payın miras bırakandan değil, aynı taşınmazda paydaş olan Ramazan'dan intikalen davalılar Zehra ve Tahsin'e geçtiği, miras bırakanın temliki işlemde taraf olmadığı, 534 parsel sayılı taşınmaz hakkındaki davadan davacının vazgeçtiği anlaşıldığına göre, değinilen taşınmazlar ve paylar yönünden davanın reddedilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur.
Miras bırakan tarafından yapılan diğer temliklere gelince, bilindiği üzere; Uygulamada ve öğretide muris muvazaası olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tesbiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olayda, miras bırakanın çok sayıda taşınmazını davalılara bedelinden çok düşük fiyatlarla temlik ettiği, akitte öngörülen satış bedellerinin sembolik mahiyette bulunduğu görülmektedir. Toplanan deliller yukarıda açıklanan ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde, miras bırakanın diğer mirasçılarına yaptığı temliklerdeki irade ve amacının davacıdan mal kaçırmaya yönelik olduğu sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca, davanın bu taşınmazlar yönünden kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile reddine karar verilmesi doğru değildir.
Sonuç: Davacı vekilin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine 05.05.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy