(4721 S. K. m. 683, 722) (YHGK. 20.03.1996 T. 1996/1-40 E. 1996/177 K.)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Karar: Davacı hazine vekili, davalının hazine adına kayıtlı 4 numaralı imar parseline ev yapmak ve bahçe olarak kullanmak suretiyle elattığını ileri sürerek elatmanın önlenmesi ve yıkım istemiştir.
Davalı, iyiniyetli bulunduğunu,4070 Sayılı Yasa uyarınca bu yeri almaya hazır olduğunu savunmuştur.
Mahkemece, davalının haklı ve geçerli bir nedeni yokken taşınmaza elattığının saptandığı gerekçesiyle elatmanın önlenmesine, yıkım fahiş zarar doğuracağından bu yöndeki isteğin reddine karar verilmiştir.
Karar, taraflarca süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, imar parseline elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğine ilişkindir.
Mahkemece, elatmanın önlenmesi isteğinin kabulüne, fahiş zarar doğuracağından bahisle yıkım isteğinin reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğine, toplanan delillere göre taşınmazın satışı için açılan ihalelere katılmayan ve temlik davası açmayacağını bildiren davalının temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine.
Davacı Hazinenin temyizine gelince, davaya konu 469.92 m2 arsa vasıflı 4 nolu parselin imar suretiyle hazine adına tescil edildiği taşınmaz üzerindeki davalıya ait yapının 81 m2 alanlı, natamam, tek katlı yığma tarzda bulunduğu yapı değerinin 6.475.950.000 TL. taşınmaz zeminin değerinin ise 4.229.280.000 TL olduğu anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; Medeni Kanunun 722/2. maddesinde "... sahibinin rızası olmaksızın kullanılmış olan malzemenin sökülmesi aşırı zarara yol açmayacaksa, malzeme sahibi, gideri yapıyı yaptırana ait olmak üzere bunların sökülüp kendisine verilmesini isteyebilir" hükmüne yer verilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, yasada ''yıkımda aşırı zarar kavramı" tanımlanmış değildir. Bunun yanı sıra anılan kavram yönünden gerek öğretide gerekse yargısal uygulamada görüş birliği yoktur. Ancak, Medeni Kanunun 722/2 maddesinin uygulanmasında meydana getirilen binanın korunması hususundaki genel yararın göz ardı edilemeyeceği kuşkusuzdur. Ne var ki, binanın davacı arsa sahibi yönünden de (subjektif olarak) değerlendirilmesi ve hak (yarar) dengesi kurulmak suretiyle adilane bir sonuca gidilmesi gerekir.
Öte yandan, kural olarak kal'in (yıkımın) (aşırı zarar) doğurup doğurmayacağının takdiri hakime aittir. Hakim takdir hakkını kullanırken elbette bilirkişinin yada bilirkişilerin bildirdikleri teknik bilgilerden ve görüşlerinden faydalanacaktır. Ancak, vardıkları sonuç bu yönden (fahiş zarar (aşırı zarar) doğup doğmayacağı yönünden) hakimi bağlamaz. Değinilen ilke, uygulamada kararlı bir şekilde ifade edilmiş ve benimsenmiş bulunmaktadır. (H.G.K. 20.03.1996 tarih 1996/1-40 esas, 1996/177 karar; 24.04.1996 tarih,1996/1-154)
Somut olayda, mevcut deliller yukarıdaki ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde yıkımı istenen yapının davacı hazineye subjektif bakımdan bir yarar sağlayacağını ve yıkılmasının aşırı zarar doğuracağını söyleyebilme olanağı yoktur.
Sonuç: Hal böyle olunca, elatmanın önlenmesi yanında yıkıma da karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile bu isteğin reddedilmesi isabetsizdir. Hazinenin temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 12.05.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy