(818 S. K. m. 18, 511, 514)
Taraflar arasında görülen davada; Davacılar, miras bırakanlarının 2 parsel sayılı taşınmazını, mirastan mal kaçırmak ve saklı paylarını ihlal etmek amacıyla davalıya ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle muvazaalı temlik ettiğini, miras bırakanın bakıma muhtaç olmadığını, gerçek iradesinin bağış olduğunu ileri sürerek; tapu iptal tescil veya tenkis isteğinde bulunmuşlardır.
Davalı; muvazaa iddialarının yersiz olduğunu, sözleşmeden kaynaklanan bakım görevini yerine getirdiğini bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, ölünceye kadar bakım sözleşmesinin miras bırakanın gerçek iradesini yansıtmadığı, mirastan mal kaçırma amaçlı yapıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Sadettin Akyol'un raporu okundu, düşüncesi alındı.
Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal, tescil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden toplanan delillerden; 2 parsel sayılı taşınmazın 18.10.2000 tarih 3738 yevmiye nolu akitle miras bırakan tarafından davalıya ölünceye kadar bakma akti ile temlik edildiği görülmektedir. Davada bu temlikin muvazaalı olduğu ileri sürülmüştür.
Bilindiği üzere; ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir bağıttır. (BK. m. 511). Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusu da bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer. (BK. m. 514) Hemen belirtmek gerekir ki, bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması, ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz.
Kural olarak bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikinde muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, aslolan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır.(BK. m. 18) Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 1.4.1974 gün ve 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararı olayda, uygulama yeri bulur.
Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi içinde, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların gözönünde tutulması gerekir.
Somut olayda, toplanan deliller, yukarda açıklanan ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde özellikle, temlik edilen taşınmazın miras bırakanın mal varlığı içerisindeki yeri, davalının miras bırakana akitten kaynaklanan bakım yükümlülüğünü yerine getirdiği gözetildiğinde, çekişme konusu temlikin, muvazaalı olmadığı gerçek bir bakım ve gözetim koşuluyla yapıldığı sonucuna varılmaktadır.
Sonuç: Hal böyle olunca davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 20.05.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy