(4721 S. K. m. 683, 737)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kayden maliki bulunduğu 1558 parsel sayılı taşınmaza, komşu 1557 parsel maliki davalının su kanalı açmak ve akarsuyun mecrasını taşınmazına zarar verecek şekilde değiştirmek suretiyle haksız müdahalede bulunduğunu ileri sürerek, elatmanın önlenmesi ve su yatağının eski hale getirilmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalı, davacı taşınmazına elatmadığını, çay yatağını değiştirmediğini bildirip, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacıya ait 1558 parsel sayılı taşınmaza elatmanın bulunmadığı, açılan arkın davalıya ait 1557 parsel sayılı taşınmaz içerisinde kaldığının belirlendiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi S. Akyol'un raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi, taşınmaza zarar veren su kanalının eski hale getirilmesi isteğine ilişkindir.
Mahkemece, doğrudan bir elatma bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Ne var ki; dava dilekçesi içeriğinden; davacının akarsuyun yatağının taşınmazına zarar verecek biçimde değiştirildiğini de iddia ettiği görülmektedir. Komşuluk hukukunu ilgilendiren bu iddia ile ilgili bir araştırma yapılmış değildir.
Bilindiği üzere; çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır.
Medeni Kanunun 683. maddesinde Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini gözönünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.
Bunun içinde zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Hal böyle olunca, yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda bir araştırma yapılması, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturma ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 13.05.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy