(4721 S. K. m. 706) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacılar, müşterek murislerinin ölümünden önce dava konusu taşınmazını mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla davalı gelinine gizli bağış yaptığına, dava konusu taşınmazın kadastro tespiti sırasında davalı adına tescil edildiğini ileri sürerek, tapunun iptaliyle murisin mirasçıları adına tescili isteğinde bulunmuşlardır.
Davalı satışın gerçek satış olduğunu, tasarruf nisabı içersinde kaldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, murisin mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla taşınmazını davalıya temlik ettiği gerekçesiyle davanın kabulüyle tapunun iptaline, miras payları oranında davacılar adına tesciline karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde duruşmalı olarak temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 14.9.2004 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Av. A. Orbay geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen v.s. vekili avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı bilahare Tetkik Hakimi U. Şentürk tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal, tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür.
Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Dosya içeriğinden toplanan delillerden çekişme konusu dutluk vasıflı 1689 parsel sayılı taşınmazın 7.2.1973 tarihli akitle 6000 TL. bedelle miras bırakan Fatma Tekin tarafından davalıya satış yoluyla temlik edildiği, anılan taşınmazın 1977 tarihinde kadastro tespitine tabi tutulduğu, davalı adına tespit edildiği, bilahare 6.6.2001 tarihinde yenileme kadastrosuyla 22 parsel sayısıyla, ev ve bahçe niteliğiyle davalı adına sicil oluşturulduğu, miras bırakanın ise 15.7.1981 tarihinde öldüğü anlaşılmaktadır.
Öte yandan yerinde yapılan keşif sonucu, düzenlenen bilirkişi raporunda taşınmazın temlik tarihindeki gerçek değerinin 6922 TL. olduğu görülmektedir. Taşınmazın tapudaki satış bedeliyle, rayiç değer arasında belirgin bir oransızlık mevcut değildir. Diğer taraftan resmi akitte öngörülen satış bedelinin miras bırakana ödenmediği de kanıtlanamamıştır. Öyle ise, temliki işlemin gerçek bir satış olgusuna dayalı olduğu kabul edilmelidir. Belirtilen maddi olgular yukarıdaki ilkelerle birlikte dikkate alındığında satış işleminin muvazaalı olduğu söylenemez.
Hal böyle iken, takdiri delillere dayalı olarak davanın kabul edilmiş olmasında isabet yoktur. Davalının temyiz itirazları yerindedir.
Sonuç: Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 4.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 375.000.000 TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 14.09.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy