(818 S. K. m. 28/1, 31)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, davalılarla kardeş olduklarını, kendisinin davalılar tarafından Tapu Dairesine irtifak haklarını düzelteceğiz, yanlışlık olmuş diye götürdüklerini, okumadığı ve mahiyetini bilmediği evraklar imzalattıklarını, bu sırada diğer kız kardeşlerine aynı şekilde evrak imzalatmak istediklerini, imzalamayınca onu tapu dairesinde herkesin içerisinde dövdüklerini, bu şekilde rezalet çıkmasın diye korkarak imzaladığını, anneleri ölünce malları taksim edelim dediğinde 25 ada 1 parseldeki 5 ve 6, 7 parseldeki 7 ve 8 nolu kat irtifaklı dükkanların davalılar adına kayıt edildiğini, hile ile yapılan bu işlemin payı oranında iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılara meşruhatlı davetiye tebliğ edildiği halde cevap vermedikleri gibi duruşmalara da gelmemişler, dava yokluklarında sonuçlandırılmıştır.
Mahkemece, davacının okuryazar olmadığı, tarafların kardeş olduğu, tüm dükkanların davalı kardeşler adına kayıtlı olmasının davacının iddiasını doğruladığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalılar vekili tarafından duruşmalı temyiz edilmiş olmakla; duruşma günü olarak saptanan 21.9.2004 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vs. vekili ile temyiz edilen geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, hile ( kandırma ) hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanın delillerden; çekişme konusu 1 ve 7 parsel sayılı taşınmazlardaki dükkan niteliğindeki 5, 6, 7 ve 8 nolu bağımsız bölümlerin davacının da katıldığı 10.7.1997 tarihli akitle taksim yolu ile davalılar adına tescil edildiği görülmektedir.
Bilindiği üzere; Hile, genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak, veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma hilede yanıltma söz konusudur. Borçlar Kanununun 28/1. maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafı kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltmişse hata esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili ( makable Şamil ) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği, şeyi geri isteyebilir.
Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Hilenin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Somut olaya gelince; özellikle davacı anlatımından hileli olduğu ileri sürülen temliki işlemin yapıldığı 10.7.1997 tarihi itibariyle davacının ıttıla kesbettiği sabittir. Öyle ise Borçlar Kanununun 31. maddesinde öngörülen 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği kabul edilmelidir.
Sonuç: Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve gerekçelerle yazılı şekilde kabulü doğru değildir. Davalılar vekilinin bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile kararın yukarıda açıklanan nedenlerle HUMK'nın 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 4.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 375.000.0000 lira duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, peşin harcın temyiz edene geri verilmesine. 21.9.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy