(4721 S. K. m. 706) (818 S. K. m. 213)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar,miras bırakanlarının,maliki bulunduğu 194 ada 1 ve 2 ile 195 ada 1,2,9 ve 10 parsel sayılı taşınmazları mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak üçüncü eşi olan davalıya temlik ettiğini ileri sürerek payları oranında tapu iptal,tescil isteğinde bulunmuşlardır.
Davalı,temlike konu satış işleminin muvazaalı olmadığını bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece,dava konusu taşınmazların muvazaalı temlik edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar,davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR
Dava,muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı iptal,tescil istemine ilişkindir.
Mahkemece,davanın reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı,miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı,davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince:tarafların ortak miras bırakanı Murtaza'nın çekişmeye konu 194 ada 1 ve 2 ,195 ada 1.2.9 ve 10 parsel sayılı taşınmazlarını önce 15.9.1994 tarih 26016 ve 14.4.1994 tarih 10697 yevmiye nolu noter satış vaadi sözleşmeleri ile davalıya satışlarını vaat ettiği,daha sonra da 29.9.1998 tarih 1722 yevmiye nolu akitle satış vaadine konu olanlarla birlikte 194 ada 2 parsel sayılı taşınmazını da üçüncü eşi olan davalıya satış suretiyle temlik ettiği görülmektedir.Miras bırakanın çekişmeli taşınmazları davalıya temliki için ciddi ve inandırıcı bir sebebin bulunmadığı,taşınmazların gerçek değerleri ile satış değerleri arasında oransızlığın mevcut olduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan,davalının kendisine ait taşınmazları satıp elde ettiği paralarla miras bırakanın borçlarını ödediği,taşınmazların bunun karşılığı kendisine temlik edildiği yönündeki savunması da kayden kanıtlanmış değildir.
Bu durumda,toplanan deliller,değinilen olgular,yukarda açıklanan ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde miras bırakan tarafından çekişme konusu taşınmazların davalıya temlikinin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca,davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün yukarıda açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K.'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 03.06.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy