(818 S. K. 511- 514-18 )
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, ortak miras bırakanları Mehmet'in diğer mirasçılarından mal kaçırma amacıyla 7 adet taşınmazını erkek çocukları olan davalılara ölünceye kadar bakma akdi ile temlik ettiğini işlemin muvazaalı olduğunu ileri sürüp, miras payı oranında iptal-tescil istemiştir.
Davalılar, murisin kendisine ve eşine yanlarında kalarak bakmaları karşılığında dava konusu taşınmazların temlik edildiğini, murise ölene dek baktıklarını bildirip davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, işlemin muvazaalı olduğunun ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla;
Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü.
KARAR
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden toplanan delillerden; davaya konu edilen 737 parsel sayılı taşınmazın senetsizden ve miras bırakanın muvafakat beyanı ile davalılar Turgut, Ali ve Nizamettin'e yapılan tescilinde 1.4.1974 tarih ½ Sayılı İnançları Birleştirme Kararının uygulama yeri bulunmadığı anlaşıldığına göre bu taşınmaz yönünden davanın reddedilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davacının bu taşınmaza yönelik temyiz itirazları yerinde değildir, reddine.
Diğer taşınmazlara gelince; miras bırakanın davalılar Nizamettin, Ali ve Turgut'a 635, 662, 732, 746 ve 765 parsel sayılı taşınmazların ¼'er payını 14.7.1975 tarihinde, davalı Kurtman'a ise 635, 662, 732, 746 ve 765 parsellerde üzerine kalan ¼ payı ve 676 parseldeki 4/8 payının 3/8 payını üzerinde bırakarak 1/8 payını 26.7.1978 tarihinde temlik ettiği temliklerin bakım akdine dayalı bulunduğu anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir bağıttır. (B.K.m.511).Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir.Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlu suda bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer. (B.K.m.514) Hemen belirtmek gerekir ki, bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması, yada alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz.
Kural olarak bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikinde muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa,irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, aslolan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır. (B.K.m.l8) Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez;akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 1.4.1974 gün ve 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararı olayda, uygulama yeri bulur.
Miras bırakanın,ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi içinde, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri,elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı,bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların gözönünde tutulması gerekir.
Toplanan deliller ve saptanan olgular, yukarıda açıklanan ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde, miras bırakanın kız evlatlarını dışlamak suretiyle çekişmeli taşınmazları erkek çocukları olan davalılara nakletmek irade ve amacını taşıdığı sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca, 635, 662, 732, 746, 765 ve 676 parseller yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 01.04.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy