(1086 S. K. m. 288, 290, 293) (4721 S. K. m. 6, 1025) (818 S. K. m. 18)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı (karşı davalı) vekili, müvekkilinin 5534 parsel nolu taşınmazda bulunan binanın 3. kat 5 nolu bağımsız bölümünü eniştesi olan davalıya danışıklı olarak verdiğini, aralarında devir için protokol yaptıklarını, tapuyu istediği halde vermediğini, bu nedenle tapunun iptali ile adına tesciline, aleyhinde açılan elatmanın önlenilmesi ve ecrimisil davasının ise reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı (karşı davacı) vekili, müvekkilinin taşınmazı satın aldığını, belgenin daha sonra davacı tarafından düzenlenmiş olduğunu, davanın reddi ile davacının elatmasının önlenilmesi ve toplam 14.700.000 TL. ecrimisilin tahsili ile kendisine verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davacı tarafından muvazaa davası ispat edildiği gerekçesi ile tapu iptali-tescil davasının kabulüne, karşı açılan elatmanın önlenilmesi ve ecrimisil davasının reddine karar verilmiştir.
Karar, davalı (karşı davacı) tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 28.9.2004 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat Ş. Çağdaş ile temyiz edilen vekili Avukat Ç. K. Tokgöz geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı bilahare Tetkik Hakimi H. Çelik'in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, taraf muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali, tescil, birleşen dava ise elatmanın önlenilmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne, birleştirilen davanın ise reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden çekişme konusu 5534 parsel nolu taşınmazdaki 3. kat 5 nolu bağımsız bölümün 25.10.1996 tarihli akitle davacı tarafından davalıya satış yolu ile devredildiği görülmektedir. Davacı bu temlikin tarafların gerçek iradesine uygun olmadığını ileri sürmüştür.
Bilindiği üzere; muvazaa kısaca irade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanabilir. Muvazaada taraflar üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçek iradelerine uymayan, aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak için anlaşarak bazen aslında bir sözleşme yapma iradesi taşımadıkları halde görünüşte bir sözleşme yapmaktadırlar (mutlak muvazaa). Veya gerçek iradelerine uygun olarak yaptıkları sözleşmeyi iradelerine uymayan görünüşteki bir sözleşme ile gizlemektedirler (nispi muvazaa) Yanlar, ister salt bir görünüş yaratmak için, ister başka bir sözleşmeyi gizlemek amacıyla, sözleşme yapsınlar görünüşteki sözleşme gerçek iradelerine uymadığından, tabandaki sözleşmede tapulu taşınmazlarda şekil koşullarını taşımadığından geçersizdir.
Her ne kadar muvazaayı düzenleyen BK.nun 18. maddesinde ve öteki kanun hükümlerinde muvazaalı sözleşmelerin hüküm ve sonuçları hakkında bir açıklık bulunmamakta ise de; taraflar arasında alacak ve borç ilişkisi doğurmayacağı, muvazaanın varlığının hiçbir süreye bağlı olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği, mahkemece kendiliğinden (resen) göz önünde bulundurulması gerektiği, belirli bir sürenin geçmesi, sebebin ortadan kalkması veya ilgililerin olur (icazet) vermesi ile geçerli hale gelmeyeceği, uygulamada ve bilimsel görüşlerde ortaklaşa kabul edilmektedir.
Hemen belirtmek gerekir ki, muvazaa nedeniyle geçersiz sözleşmeye dayanılarak bir taşınmazın tapuda temliki yapılmışsa bu tescil yolsuz bir tescil hükmündedir. Tapuda yapılan temlik ve tesciller illi işlemler olduğundan tapunun dayanağı sözleşme geçersiz ise tapu kaydının da Medeni Kanunun 1025. maddesine göre iptali gerekir. Ayrıca muvazaalı sözleşmeler yapıldığı andan itibaren taraflar arasında hüküm ve sonuç doğurmayacağından açılan dava sonunda verilen karar, yenilik doğurucu (inşai) bir hüküm değil, açıklayıcı (ihdasi) bir hüküm durumundadır.
Öte yandan, muvazaanın varlığını iddia eden taraf veya bunların ardılı (halefi) sıfatı ile hareket eden, başka bir anlatımla sözleşmenin yanlarından birine tebaan dava açan kişi Medeni Kanunun 6. maddesi gereğince bu iddiasını ispat etmek zorundadır. Senede bağlı bir sözleşmeye karşı muvazaa iddiası, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 288 ve 290. maddelerinde belirtildiği üzere ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Sözleşme aynı kanunun 293. maddesinde sözü edilen yakın akrabalar arasında yapılmış olsa dahi muvazaanın yazılı delille ispat edilmesi gerekir. Böyle bir sözleşmenin resmi şekilde yapılması halinde dahi olayın özelliği itibariyle adi yazılı delilin yeterli olacağı öğretide ve kararlılık kazanmış içtihatlarda ortaklaşa kabul edilmiştir. İşte bu görüşten hareketle 5.2.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararında taraf muvazaası ve takma ad (nam- ı müstear)davalarında iddianın ancak yazılı delille kanıtlanabileceği kabul edilmiştir.
Somut olaya gelince; davacı tarafından dosyaya ibraz edilen 29.6.1996 tarihli belgede temlik sebebi belirtilmediği gibi 25.10.1996 tarihinde yapılan satış işleminden sonra düzenlendiği anlaşılmaktadır.
Akdin bozulması sebebi olarak düzenlenen belgenin akde mukaddem en geç akit tarihinde düzenlenmiş olması halinde, yukarıda açıklanan ilkelerde öngörülen muvazaa belgesi olarak kabulü olanaklıdır. Oysa belgenin satış tarihinden sonra düzenlendiği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, tapu iptali ve tescil davasının reddine, birleştirilen dava yönünde ise gerekli araştırmanın yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yanlış gerekçe ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Davalı (k. davacı) vekilinin bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir.
Sonuç: Kabulü ile kararın yukarıda açıklanan nedenlerle HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 4.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren avukat ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 375.000.000 TL. duruşma avukat parasının temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 29.09.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy