(4721 S. K. m. 683, 737)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kayden maliki olduğu 498 parsel sayılı çaplı taşınmaza, bitişikte bulunan 33 parsel sayılı taşınmaz maliki davalı tarafından tecavüz edildiğini ve taşınmazına yapılan seranın da sınırından 1,5 metre çekilmesi gerektiğini ileri sürerek, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğinde bulunmuştur.
Davalı, kasıtlı olarak tecavüzü olmadığını, tecavüz varsa kabul edeceğini bildirmiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Karar: Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve komşuluk hukukundan kaynaklanan çekişmenin giderilmesi isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davalının kayden davacıya ait bulunan 498 parsel sayılı taşınmaza haklı ve geçerli bir sebep bulunmaksızın elattığı anlaşıldığına göre, dosyada mevcut Şakir tarafından düzenlenen krokide (A) ile işaretli ve yeşil boyalı yere davalının elatmasının önlenmesine karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Davalının bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine.
Komşuluk hukukundan kaynaklanan temyiz sebebine gelince;
Bilindiği üzere;çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır.
Medeni Kanunun 683. maddesinde "Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir." hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini gözönünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama,zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.
Bunun içinde zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Somut olayda; yıkımı istenen davalı serasının davalının mülkiyet alanında bulunduğu, davacı taşınmazına tecavüzünün olmadığı görülmektedir. Dosya içindeki Belediye Başkanlığı yazısında, seranın çekme mesafesi gözetilmeksizin inşa edilmesinin imar düzenlemesine aykırı olduğu belirtilmiştir.
Ne var ki; imar düzenlemelerine aykırı yapılaşmanın komşu taşınmaza bir zarar verdiği saptanmadığı takdirde Türk Medeni Kanununun 737. maddesinde öngörülen yaptırımların uygulama yeri olamayacağı kuşkusuzdur. Eldeki işte davalı serasının davacı taşınmazına bir zarar verip vermediği belirlenmiş değildir.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan olgular belirtilen ilkelerle birlikte değerlendirilmek suretiyle gerekli araştırmanın yapılması sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru değildir. Davalının bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan sebeplerle H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 31.05.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy