(4721 S. K. m. 706) (818 S. K m. 213) (2644 S. K. m. 26) (1974/1 E. - 1974/2 K. S. YİBK)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; davacı vekili, müvekkilinin miras bırakan annesine vekalet verdiğini; annesinin çekişmeli taşınmazlarda, kendisinin davacının ve diğer ortak miras bırakan babasından (muris Ş.'nin eşi) kalan tüm payları davalı kardeşi İ.'e bağışladığı halde işlemin satış şeklinde yapıldığını ileri sürerek muvazaa nedeni ile payı oranını da iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, müvekkili, davacı ve anneleri aralarında yaptıkları bir miras taksimi sonucu İstanbul'daki taşınmazların da davacıya verildiğini, davacının Hayat sigortası yapıldığını, bir kısım nakit ödendiğini, aradan da 9 yıl geçtiğini bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacının annesine satış için vekalet verdiği, satışın iradi yapıldığı ve taşınmazların taraflar arasında taksim edildiği, muvazaa bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde duruşmalı olarak temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 5.10.2004 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili avukat S. Karakaş ile temyiz edilen vekili avukat Y. Ekmekçi geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı bilahare Tetkik Hakimi H. Çelik tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve pay oranında tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği, toplanan delillerden dava dilekçesinde yazılı dava konusu taşınmazların 7.7.1994 tarihli akitle davacının annesi Ş.'ye verdiği vekaletname ile davalıya satış yolu temlik edildiği görülmektedir. Anılan temlikte, vekilin kendi adına olan taşınmazlarla birlikte diğer miras bırakan R.'tan gelen miras paylarının da temlik konusu yapıldığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide muris muvazaası olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan miras bırakan sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırmak kastından söz edilemeyeceğinden olayda 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının uygulanamayacağı da kuşkusuzdur.
Somut olay ve tüm dosya içeriği yukarıda açıklanan ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde davalıya yapılan temliklerin bedelsiz ve muvazaalı oldukları anlaşılmaktadır. Esasen mahkemenin de kabulü bu doğrultudadır. Diğer taraftan miras bırakanlar tarafından yapılan temlikte yukarıda açıklandığı üzere bir paylaştırma yapıldığını kanıtlayan bir olgu mevcut değildir. Ayrıca, temliki işlemlerin tarafların anlaşmalarına uygun biçimde gerçekleştirildiği savunması da kanıtlanamamıştır.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere reddi doğru değildir. Davacı vekilinin bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir.
Sonuç: Kabulü ile kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 04.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 375.000.0000 lira duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 05.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy