(2709 S. K. m. 141) (1086 S. K. m. 376, 381, 389)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, yöneticisi olduğu apartmana komşu davalı bahçesindeki akasya ve loğustrum dallarının, bahçelerine sarkarak güneş ve ışıklarını kestiğini; dökülen çiçek, yaprak ve polenlerin kirlenmeye neden olduklarını ileri sürerek; dalların zarar vermeyecek biçimde kesilmesi suretiyle elatmanın önlenmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalı, dava açılmadan önce, davacı bahçesine sarkan dalları budattırdığını belirterek; davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalının kendi parseline diktiği ağaç dallarının davacı parseline taşarak binalarının güneş ve ışığını kestiği ve apartman sakinlerini olumsuz etkilediği gerekçesiyle; davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Sevinç Türközmen´in raporu okundu, düşüncesi alındı.
Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar: Tarafların bütün delilleri toplanıp, tetkik edildikten ve HUMK. nun 376. maddesine göre; son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin; aynı kanunun 388. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu 389. maddede ön görülen şekilde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada söz konusu kanunun 381. maddesinin son fıkrasının getirdiği ayrıcalığa dayanılarak bazı zorunlu sebeplerle yalnızca hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde HUMK. nun 389. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine kanuni olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ait Anayasanın 141. maddesi ile HUMK. nun yukarda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi kanun ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargı, yargıç ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Mahkemece, kısa kararda ... davacı parseline sarkan, davalı parselindeki ağaç dallarının budanması ve kesilmesi suretiyle taraflar arasındaki muarazanın önlenmesine; gerekçeli kararda ... davacı parseline sarkan davalı parselindeki ve krokide A harfi ile yeşile boyalı olarak gösterilen 24 adet akasya, 8 adet liğustrium ve 2 adet at kestanesi ağaçlarının dallarının budanması ve boylarının yerden itibaren azami bir buçuk- iki metre yüksekliğinden kesilmesine ve muvazaanın bu biçimde giderilmesine karar verilerek, kısa karara çelişkili olarak gerekçeli karar yazılmıştır.
Sonuç: Değinilen ilke ve kanun hükümleri gözardı edilerek kısa karara çelişkili olarak gerekçeli karar yazılması doğru değildir. Hal böyle olunca, hükmün 10.04.1992 gün, 1992/7 Esas, 1992/4 s. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı çerçevesinde bir karar verilmek üzere HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 18.02.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy