(818 S. K. m. 246) (4721 S. K. m. 269, 392) (YHGK 04.05.2005 T. 2005/1-298 E. 2005/308 K.)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacılar vekili, müvekkillerinden M. Erol'unda 135 (eski 133) parselin paydaşlarından olduğunu, bu taşınmazda el birliği halinde mülkiyetin söz konusu olduğunu, müvekkili M. 18 yaşından küçük iken velisi S. Erol tarafından A. Kılıç'a verdiği yetki ile taşınmazın davalıya bağışlandığını, yaşı 18 den küçük olanların bağış akdi yapamayacakları gibi, onların adına veli ve vasisinin de bağış yapamayacağını, bu nedenle yapılan bağış sözleşmesi ile bu sözleşmeye dayalı dava konusunu taşınmazın iptali ile davacılar adına payları oranında tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı hazine vekili, açılan davanın yersiz olduğunu bildirip reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacıların davasını ispat ettiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili ve katılan temsilcisi tarafından süresinde duruşmalı olarak temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 12.10.2004 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden hazine vekili avukat U. Sarp ile temyiz edilen vs. vekili avukat H. Y. Akyol, Av. A. Kılıçoğlu geldi davetiye tebliğe rağmen diğer temyiz eden temsilcisi gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı bilahare Tetkik Hakimi H. Çelik tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, çekişme konusu taşınmazın öncesini teşkil eden 67 parsel sayılı taşınmaz 1/6 şar paylarla R. Erol, A. Erol, A. Erol, A. Erol, M. Erol ve E. Erol adlarına paylı olmak üzere kayıtlı iken 21.2.1994 tarihinde tapuda yapılan işlemle paydaşlardan R.'in payının 13/312 payı eşi S.'ye 3/312 şer payı ise ayrı ayrı R. çocukları adına intikal ettirildiği, bu arada davacılardan M.'nin de 3/312 pay olarak taşınmazda paylı mülkiyet üzere paydaş hale geldiği görülmektedir.
Sözü edilen 67 parselin aynı tarihte tapuda yapılan işlemle ifraza tabi tutulduğu, davaya konu edilen 135 parselin, R. Erol mirasçıları olan paydaşların A. Kılıç'a verdikleri vekaletle yine bu tarihte davalı hazineye bağış yolu ile intikal ettirdikleri daha sonra bu yerde hazinenin tahsisi ile Jandarma hizmet binası ve müştemilatının inşa edildiği anlaşılmaktadır.
Çekişmeli taşınmazın dosyaya yansıyan sicil kayıtları dikkate alındığında 21.2.1994 tarihinde bağış işleminin yapıldığı tarihte el birliği değil, paylı mülkiyet üzere olduğu açıkça görülmektedir.
Bu durumda, eldeki dava bakımından olaya Türk Medeni Kanununun paylı mülkiyet hükümleri dikkate alınması suretiyle çözüm getirileceği kuşkusuzdur.
Davada, davacıların ileri sürdükleri ortak iptal sebebinin taşınmaz paydaşlarından M.'nin temlik tarihi itibariyle reşit olmadığı, onun adına temlik için vekalet veren annesi S.'nin yaptığı işlemlerin geçersiz olduğu görülmektedir.
Gerçekten de, davaya konu işlemin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Türk Medeni Kanununun 392. maddesine yollama yapan 269. maddesi hükmüne göre veli, velayeti altındaki kimsenin malını bağışlayamayacağı veya vakfedemeyeceği gibi onun adına kefalette yapamaz. Değinilen yasal düzenlemeler karşısında paydaş reşit olmayan Mümine yönünden yapılan bağışın geçerli bir tasarruf olduğu söylenemez. Ancak, dava sebebi olarak ileri sürülen vakıa bakımından davada yer alan diğer davacıların Mümine payından kaynaklandığı ileri sürülen iptal sebebi yönünden açtıkları davanın dinlenilme olanağı yoktur.
Geçersizliği düşünülen M. payının temlikinin 21.2.1994 yılında gerçekleştirildiği, eldeki davanın ise 18.9.2003 tarihinde açıldığı görülmektedir. Temlik tarihinde küçük olan M. 1997 yılı itibariyle reşit hale gelmiştir. Bu tarihten dava tarihine kadar kendisi ile ilgili olarak yapılan işleme ıttıla kespetmediğini söyleyebilme olanağı yoktur. Kaldı ki bu husus ileri de sürülmemiştir.
Bilindiği gibi Borçlar Kanununun 246/1. maddesi hükmüne göre, bağışlayanın rücu sebebini öğrendiği günden itibaren 1 sene içerisinde bağışlamada rücu etme hakkı vardır. Anılan yasal düzenlemedeki sürenin hak düşürücü niteliği öğreti ve uygulamada benimsenmiştir.
Paydaşlardan M.nin reşit olduğu tarihten itibaren hak düşüm süresi içerisinde bağışlamadan caymamış olması, başlangıcında geçersiz olsa dahi akde icazet verdiği şeklinde düşünülmelidir. Aksi düşünce tarzının bağışlananın durumunu ilelebet belirsiz hale getireceği de kabul edilmelidir.
Hal böyle olunca; davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı saptamalar ve düşüncelerle davanın kabul edilmesi doğru değildir.
Sonuç: Davalı Hazine vekilinin bu yönlere değinen tüm temyiz itirazlarının kabulü ile kararın yukarıda açıklanan nedenlerle HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 4.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 375.000.0000 lira duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 12.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy