(818 S. K. m. 18, 511, 514)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, miras bırakanı Rüştü Yavuz'un yasal tek mirasçısı olan kızından mal kaçırmak kastıyla maliki olduğu 115 ve 1333 parsel sayılı taşınmazlarını çocuksuz ölen resmi eşi Saliha'nın evlatlığı Enbiye'nin oğlu ve damadı olan davalılara aslında bağışladığı halde ölünceye kadar bakma akti ile temlik ettiğini, murisin terekesinden benzeri yollarla kaçırdığı bir çok taşınmaz için tapu iptali-tescil davaları açtığını ileri sürüp tapu kayıtlarının iptali ile adına tescilini olmazsa tenkis istemiştir.
Davalılar, davacının miras bırakanları Rüştü Yavuz'un yaşlı ve bakıma muhtaç biri olması nedeniyle gerçek bakım akdi ile taşınmazları temlik ettiğini, ölünceye kadar Rüştü Yavuz'a baktıklarını, ayrıca taşınmazların değerini artırıcı faydalı ve kalıcı tesisler ve ağaçlar diktiklerini belirtip davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, işlemin danışıklı olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi Senem Altınbulak'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal-tescil olmazsa tenkis isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir bağıttır. ( BK.m.511 ).Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusu da bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer. ( BK.m.514 ).Hemen belirtmek gerekir ki, bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması, yada alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz.
Kural olarak bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikinde muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, aslolan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır. ( BK.m.18 ).Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse ( örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise ), bu takdirde akdin ivazlı ( bedel karşılığı ) olduğundan söz edilemez;akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 1.4.1974 gün ve 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararı olayda, uygulama yeri bulur.
Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi içinde, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden davaya konu edilen 115 ve 1333 parsel sayılı taşınmazların miras bırakanlar tarafından 1/2 paylarla ve ölünceye kadar bakma akdi ile davalılara temlik edildiği, miras bırakanın başkaca taşınmazlarının da olduğu görülmektedir.
Diğer taraftan, miras bırakanın başkaca taşınmazları ile ilgili olarak satış yahut ölünceye kadar bakma akti ile dava dışı kişilere ve davalılara yapılan temliklerin de muvazaalı olduğu iddiası ile çeşitli yerlerde davalar açıldığı, davacının beyanları ve dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Miras bırakanın davaya konu tasarrufundaki gerçek irade ve amacının belirlenmesi yönünden adı geçenin yaptığı temliki işlemlerle ilgili açılan davaların birlikte değerlendirilmesinde yarar olacağı kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, Ayvalık Asliye Hukuk Mahkemesinin 2000/382 esas, Bergama Asliye Hukuk Mahkemesinin 2000/646 esas, Burhaniye Asliye Hukuk Mahkemesinin 2000/529 esas ve Burhaniye Asliye Hukuk Mahkemesinin 2000/339 esas sayılı dava dosyalarının getirtilip incelenmesi, oralarda toplanan delillerin eldeki davadaki delillerle birlikte değerlendirilmesi, dava konusu edilen tasarruflardaki murisin gerçek irade ve amacının açıklığa kavuşturulması, ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken eksik soruşturmaya dayalı olarak karar verilmesi isabetsizdir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 19.02.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy