(4721 S. K. m. 640, 706) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, ortak miras bırakanın 143 ada 132 parsel sayılı taşınmazını mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı olarak davalıya temlik ettiğini ileri sürüp, tapu iptal ve tescil istemiştir. Davalı, miras bırakanın çekişmeli taşınmazın 1/3 payını 7.9.1994 tarihinde kendisine, 2/3 payını ise 14.12.1998 tarihinde dava dışı mirasçı Kadir'e sattığını, daha sonra şufa davası sonucu taşınmazın tamamına hükmen malik olduğunu, muvazaa iddiasının yazılı delille ispatlanması gerektiğini belirtip, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın miras bırakana bağlı olarak ve halefiyet esasına dayanılarak açıldığı ve muvazaa iddiasının ancak yazılı delille ispatlanması gerektiği, davacının ise yapılan satış işlemini hükümden düşürecek güçte bir muvazaa belgesine dayanmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Sevinç Türközmen'in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve mirasçılar adına tescili isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Bilindiği üzere; Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi ( mevsuf-vasıflı )muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1/4/1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. Bu tür davalarda iddia, tanık dahil her türlü delille kanıtlanabilir. Somut olayda: davacı tarafından çekişme konusu taşınmazın terekeye döndürülmesi istenildiğine göre, öncelikle Medeni Yasanın 640. maddesi uyarınca iştirakin ve taraf teşkilinin sağlanması, ondan sonra yukarıdaki ilke ve olgulara göre araştırma ve inceleme yapılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 23.6.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy