(2762 S. K. m. 27, 28, 29)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, Bezmi Alem Valide Sultan Vakfından icareli olan 6 parsel sayılı taşınmazın 2/3 payının yolsuz olarak hazine adına tescil edildiğini; oysa bu payın metruken Vakıflar Genel Müdürlüğüne intikal edip, idarece 84 numaralı vaziyet kararının alındığını ileri sürerek hazine adına kayıtlı payın iptali ile tashihen de metruken Vakıflar Genel Müdürlüğü adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Karar, davalı hazine tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi N. Semra Soydaş'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, Bezmi Alem Valide Sultan Vakfından icareli 356 ada 6 parsel sayılı taşınmazdaki hazine payının iptali ile metruken idare adına tescili isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; çekişme konusu taşınmazın 30.10.1328 tarih ve 1 sıra sayılı tapu ile 10/12 payı İstavri kızı Artemisya, 2/12 payı ise Hristo kızı Maryonka'ya ait olduğu, kaydında yazılı olduğu gibi beyanlar hanesinde Emvali Metruke Müdüriyetinin 16 Eylül 1928 tarih ve 3/3711-11323 sayılı teskeresi ile vereseden Tanas ile Oranya'ya (Yani) ait hisseleri yönünden vaziyet kararı bulunduğu, 3.4.1950 tarihinde aynı paylar muhafaza edilmek suretiyle kadastrosunun yapıldığı, Artemisya'ya ait 10/12 payın 2/3 ünün (10/18) pay olarak Mülga Muhtelit Mübadele Komisyonunun 106/5938 sıralı devir cetvelinde yer aldığı gerekçesiyle 20.7.1981 tarih ve 2184 yevmiye numarası ile hazine adına sicil kaydının intikal ettirildiği, diğer paydaş Maryonka'nın payı ile Artemisya üzerinde kalan toplam 8/18 payın hasımsız açılan tescil davası sonunda Sarıyer Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.2.1989 tarih, 1988/993 esas, 1989/62 sayılı tescil ilamı gereğince 26.9.1989 tarih ve 3119 yevmiye numarasıyla vakfı adına tescil edildiği, böylelikle 10/18 pay hazineye, 8/18 pay vakfına ait olmak üzere tarafların çekişmeli taşınmazda paydaş bulundukları, 24.6.1988 tarihinde davacı Vakıf İdaresince 'çekişmeli taşınmazın mutasarrıfı İstavri kızı Artemisya çocuklarından Tomas ve Yani'nin (Oranya) mütegayyip eşhastan olmaları nedeniyle 13 Eylül 1331-15 Nisan 1339 tarihli kanunlar ve 17 Temmuz 1927 tarihli talimatname hükümleri gerekçe yapılarak hazine payı için idareleri adına tescil edilmek üzere' vaziyet kararı alındığı ve bu pay yönünden eldeki iptal ve tescil davasının açıldığı, davalı hazinece çekişmeli taşınmazın son mirasçı sıfatıyla hazineye geçtiğinden bahisle davanın reddinin gerektiği yolunda savunmada bulunulduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece, 2762 Sayılı Vakıflar Yasasının değişik 29. maddesi hükmü gereğince taşınmaz mülkiyetinin mutasarrıfına geçmediği ve mutasarrıfının vakıflar Yasasının yürürlük tarihinde firari olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Gerçekten de, icareteynli yada mukataalı vakıf taşınmazın asıl maliki, mutasarrıfı değil, vakıf tüzel kişiliğidir. Mutasarrıf adına yapılan kayıt mülkiyete değil, ancak onun tasarrufuna ilişkindir. Metrukiyetle taşınmaz vakfına döner, tescil kararı ise yenilik doğurucu değil, açıklayıcı niteliktedir. Bu itibarla olayda davacı idare temelde mevcut vakfın mülkiyet hakkına dayanmıştır. Kaldı ki, 2762 Sayılı Vakıflar Kanununun 27, 28 ve 29 maddeleri bu tür vakıf taşınmaz mallarının tasfiyesini sağlamaya yöneliktir. Dava konusu taşınmaz Bezmi Alem Valide Sultan vakfından icareli olup 10/18 payı 20.7.1981 tarihinde hazine adına tescil edilmiştir. Vakıf malı olan taşınmazların mutasarrıflarının mirasçı bırakmadan ölmeleri, yada ülkeyi terkle firari duruma girmeleri halinde gerekli usul işleminin tamamlanmasından sonra mahlulen yada metruken vakfına dönmeleri asıldır. Ancak, 5 Kasım 1935 tarih 2762 sayılı Vakıflar Kanununun 24.9.1983 günü yürürlüğe giren 2888 Sayılı Yasanın 2. maddesi ile değişik 29. maddesinin 1. fıkrasında, 10 yıl içinde taviz vermek yoluyla icareteyn veya mukataa kayıtları terkin edilmemiş olan gayrimenkullerin mülkiyetinin 10 yıl sonunda kendiliğinden mutasarrıfına geçeceği ve vakfın hakkının da ivaza döneceği belirtildikten sonra, ikinci fıkrasında mülkiyeti mutasarrıfına geçmiş olan gayrimenkullerde maliklerin bu kanunun yayım tarihine kadar son mirasçı sıfatıyla hazineye intikal edipte bu husus tapu kaydına işlenmiş bulunanlar ayrık bırakılarak işlenmemiş olan taşınmazların vakfına rücu edeceği hükme bağlanmıştır. İcareli yada mukataalı vakıflarda taşınmazın mülkiyeti vakfında kalmak üzere kullanma hakkı mutasarrıfına ve ölümü ile mirasçılarına geçer. Ancak 2762 Sayılı Vakıflar Kanunu ile bu tür taşınmazların anılan yasada gösterilen biçimde belirlenecek taviz bedelinin ödenmesi, yada bedel ödenmemekle birlikte bu yasanın yürürlüğünden itibaren on yıllık süre sonunda mülkiyetinin mutasarrıfına geçmesi sağlanmıştır. Buna göre öncelikle dava konusu taşınmazın mülkiyetinin yasada ön görülen biçimde mutasarrıfına geçip geçmediğinin saptanması gereklidir. Bunun içinde mutasarrıfın 2762 Sayılı Yasanın yürürlük tarihinde sağ olması, firari bulunmaması, bu tarihten itibaren taviz bedelini ödemiş veya bedel ödenmemesine rağmen sağ ve firari olmama halinin on yıllık süreyi doldurmuş bulunması gerekir. Oysa, hazine tarafından İstanbul 2 nolu idare mahkemesinde tesis edilen vaziyet kararına yönelik vakıflar aleyhine açılan iptal davası 17.10.1996 tarih 205/1247 esas ve karar sayılı yasal yollardan geçerek kesinleşen ilamla kabulle sonuçlanmış ve vaziyet kararının iptaline hükmedilmiştir. Karar gerekçesinde 'çekişmeli 6 parsel sayılı Bezmi Alem Valide Sultan vakfından icareli taşınmazın 10/12 hissesinin mutasarrıfının İstavri kızı Artemisyan ve çocukları Tonas ve Yani (Oranya) olduğu, mutasarrıfın öldüğüne ilişkin bir kayıt veya gaip olduğu yolunda bir mahkeme kararının bulunmaması karşısında mülkiyetinin vakfına rücu etmesinin söz konusu olamayacağına' değinilmiş ve aynı gerekçe mahkeme kararını onayan Danıştay 10.Dairesince de benimsenmiştir. Halbuki, mahkemece taşınmazın mülkiyetinin mutasarrıfına geçip geçmediği, mutasarrıfının yitik ve kaçak kişilerden olup olmadığı hususları üzerinde hiç durulmamış, bu konuda herhangi bir inceleme ve araştırma da yapılmış değildir. Öte yandan Mülga Muhtelit Mübadele Komisyonunun 106/5938 sıralı devir cetveline dayalı olarak alınan kararın hazine adına oluşan sicil kaydının temelini teşkil ettiği dosya içerisindeki 14 Temmuz 1981 tarih ve 5010-552 sayılı Milli Emlak Müdürlüğünün yazısı ile sabittir. Gerçekten de, sicilin dayanağını muhtelit mübadele komisyon kararı oluşturuyor ise somut olayda uygulanması gereken yasal düzenlemenin farklı olacağında kuşku yoktur. Bilindiği üzere, Muhtelit Mübadele Komisyonu kararları 17 Haziran 1930 gün ve 1725 Sayılı Kanunla onaylayan Ankara Mukavelenamesinin 25. maddesine dayanmaktadır. Komisyon kararlarına muhatap kişiler kaçak ve yitik kişiler olmayıp Lozan Anlaşması ve diğer anlaşmalar gereğince mübadeleye tabi olan Rum Ortodoks dininden (Türk) vatandaşlarıdır. Eş anlatımla firari ve yitik kişilerle ilgili bulunan emvali metruke kanunları özel hükümlere tabi olan mübadil Rumlar hakkında uygulanamaz. Keza Ankara Mukavelesinin 10. maddesinde İstanbul'a geldikleri tarih, doğdukları yer ne olursa olsun mübadeleden istisna edilmiş olan İstanbul mıntıkasında hazır bulunan Türk uyruğundaki bütün Rum Ortodokslara (etabli) sıfatı tanınmıştır. Aynı mukavelenamenin 12. maddesinin 1. bendinde bu Rumların İstanbul'u terk etmiş olmaları halinde geri dönme hakkından yoksun bulunacaklarından mallarının Türk hükümetine geçeceği kabul edilmiştir. Türkiye ile Yunanistan arasında Muhtelit Mübadele Komisyonunun kaldırılmasına dair ayrıca düzenlenen mukavelename 28.12.1933 tarih ve 2374 Sayılı Kanunla onaylanmıştır. Muhtelit Mübadele Komisyonu işlerini sona erdirmeden aldığı 109 sayılı kararlar ittihaz edilen önceki kararlara karşı 19.10.1934 tarihinden itibaren bir yıl içinde itiraz olunabileceği kabul edilmiş, Muhtelit Mübadele Komisyonunun işleri bitince komisyonun verdiği kararların tartışma konusu yapılamayacağı ve kesinlik kazanacağı 79 sayılı kararla belirtilmiştir. Oysa, hazine adına sicilin oluşumunun dayanağını teşkil eden Muhtelit Mübadele Komisyonu kararı üzerinde de durulmamış ve böylesine bir kararın varlığı ve mahiyeti de araştırılmamıştır.
Sonuç: Hal böyle olunca, yukarda değinilen yasal düzenlemeler ve yargısal uygulamalar çerçevesinde gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, soruşturmanın eksiksiz tamamlanması, ondan sonra hasıl olacak neticeye göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davalı hazine vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile HUMK.nun 428. maddesi gereğince hükmün BOZULMASINA, 16.06.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy