(4721 S. K. m. 2) (818 S. K. m. 390 )
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı,müştereken malik bulunduğu taşınmazlarla ilgili olarak "doğrudan gelir desteğinden" faydalanmak amacıyla davalı Mehmet'e vekaletname verdiğini,davalının okur-yazar olmamasından ve cahilliğinden istifade edilerek,taşınmaz satış yetkisini de aldığını ve alınan bu vekaletname ile maliki bulunduğu taşınmazları babası olan davalı Hüseyin'e sattığını ileri sürüp,taşınmazların satışının tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, taşınmazlardaki davacı payının usulüne uygun verilen ve tam yetkili vekaletnameye istinaden aktin tüm unsurlarını taşıyan resmi memur önünde yapılan bir akit ile satışın yapıldığını belirtip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece,vekaletnamenin tanıklar huzurunda noter tarafından düzenlendiği,hilenin söz konusu olamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar,davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu,düşüncesi alındı.Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR
Dava,tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.
Mahkemece,davanın reddine karar verilmiştir.
Vekaletin hile ile alındığı iddiasının vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasını da içerdiği kuşkusuzdur.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar. Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde "vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir..." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır.
Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi,ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince;davacının,davalının halası olduğu,vekaletnameyi "doğrudan gelir desteğinden" istifade etmek amacıyla verdiğini iddia ettiği,diğer davalı Hüseyin'in vekil Mehmet'in babası davacının da kardeşi olduğu anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca,yukarıdaki ilke ve olgulara göre araştırma ve inceleme yapılması,taraf delillerinin toplanıp değerlendirildikten sonra sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru değildir.Davacının temyiz itirazları yerindedir.Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA,alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine,16.06.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy