(818 S. K. m. 18, 213) (4721 S. K. m. 683/1, 706)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, miras bırakanı M.'nin kayden maliki bulunduğu 104 parsel sayılı taşınmazdaki 2 nolu bağımsız bölümü davalı kızı H.'ye, 1 nolu bağımsız bölümü ise H. ve torunu davalı B.'ye pay lı olarak kendisinden mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak satış suretiyle temlik ettiğini ileri sürüp miras payı oranında iptal ve tescil, bunun mümkün olmaması durumunda tenkis isteğinde bulunmuştur.
Davalılar, miras bırakanın aynı parseldeki 3 nolu bağımsız bölümü davacıya bağış yoluyla temlik ettiğini, çekişmeli yerleri bedelini ödemek suretiyle satın aldıklarını belirtip davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, dava konusu bağımsız bölümlerin davalılara muvazaa1ı biçimde temlik edildiğinin sabit olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi'nin raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğine ve toplanan delillere göre; miras bırakan M.'nin 104 parsel sayılı taşınmazdaki 2 nolu bağımsız bölümün tamamını 01.04.1994 tarihli akitle, 1 nolu bağımsız bölümdeki 1/4 payı 29.06.1999 tarihli akitle H.'ye; 1 nolu bağımsız bölümdeki kalan 3/4 payı da 30.07.2001 tarihli akitle davalı B.'ye satış yoluyla temlik ettiği görülmektedir.
Davalı B.'ye yapılan temlikin bedelsiz ve mirastan mal kaçırmak amaçlı olduğu anlaşıldığına göre, adı geçen bakımından davanın kabul edilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davalı B.'nin temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine.
Davalı H.'ye yapılan temliklere gelince; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi ( mevsuf-vasıflı ) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazım devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş YARGITAY içtihatlarında ve 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararı'nda açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanun'un 634. Borçlar Kanunu'nun 213. ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan miras bırakan sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırmak kastından söz edilmeyeceğinden, olayda 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararı'nın uygulanamayacağı da kuşkusuzdur.
Somut olayda miras bırakanın davalı kızı H.'ye yaptığı temliklerden önce davacıya aynı taşınmazda sonradan kat mülkiyetine geçilen yapıdaki 3 nolu bağımsız bölümü 10.11.1980 tarihli akitle bağış yoluyla temlik ettiği görülmektedir. Miras bırakanın davacı ve davalı H.'den başka mirasçısı yoktur. Her iki mirasçısına yaptığı temlikler gözetildiğinde miras bırakanın kızı davalı H. bakımından yaptığı işlemin yukarıda açıklandığı gibi mirastan mal kaçırmak amaçlı olmadığı, mirasçılarına mirasın paylaştırılması anlamını taşıdığı ve yaptığı tasarrufların hak dengesi içerisinde kaldığı sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca, davalı H.'ye yapılan temliki işlemler yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Sonuç: Davalı H.'nin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.06.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy