(4721 S. K. m. 9, 10, 13, 15, 409) (1086 S. K. m. 286)
Taraflar arasında görülen davada; Davacı, eski eşi davalı Düriye'nin kendi taşınmazlarını ilk eşinden çocuklarına devretmek istediğini, eşi olması sebebiyle imzasının gerektiğini söyleyerek kandırıp maliki olduğu 17 parsel s. taşınmazın Düriye'nin damadı davalı Hüsnü'ye temlikinin sağlandığını, temlik işleminden tesadüfen haberdar olduğunu, yaşlı ve saf olmasından da yararlanıldığını ileri sürerek tapunun iptali ile adına tescilini istemiştir.
Davalı Hüsnü, davanın zamanaşımından ve esastan reddini savunmuştur.
Davalı Düriye, alım satımla ilgisi olmadığını, o tarihte davacı ile evli olduğunu husumetten davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacı iddiası sabit görülmeyerek davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, taraflarca süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi Ülkü Akdoğan'ın raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar; Dava, ehliyetsizlik ve kandırma (hile) hukuksal nedenlerine dayalı iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, mahkemece yapılan inceleme ve soruşturmanın hüküm kurmaya yeterli olmadığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Medeni Yasanın fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç (yükümlülük) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlamış. 10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin (reşit) olmayı kabul ederek ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır hükmünü getirmiştir. Ayırtım gücü eylem ve işlev ehliyeti olarak ta tarif edilerek aynı kanunun 13. maddesinde yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk yada bunlara benzer nedenlerden biriyle akla uygun şekilde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu yasaya göre ayırt etme gücüne sahiptir. denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli sebeplerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu kanun ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Hemen belirtmek gerekir ki, Medeni Yasasının 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.6.1941 gün 4/21)
Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve kanun maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında bir kimsenin ehliyetinin tesbitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri, bütün delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ilişkin doktor raporları, hasta müşahede kağıtları, film grafiklerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar HUMK.'nun 286 maddelerinde belirtildiği gibi bilirkişinin rey ve mütalaası hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik sebeplere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hele ayırt etme gücünün nisbi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli tıp kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen Medeni Yasanın 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Hal böyle olunca, mahkemece yukarda öngörüldüğü anlamda araştırma yapılması davacının akit tarihi itibariyle ehliyetli olup olmadığının açıklığa kavuşturulması ehliyetsiz olduğu saptandığı takdirde davacıyı temsil bakımından vasi tayininin düşünülmesi ve davaya onunun huzuru ile devam edilmesi aksi durumda kandırma iddiası üzerinde yeterince durularak soruşturmanın tamamlanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.
Tarafların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan sebeplerden ötürü HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 16.02.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy