(3621 S. K. m. 5- 9)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı hazine, davalı adına kayıtlı 295 ada 53 parsel sayılı taşınmazın bir kısmının kıyı kenar çizgisi içinde kaldığını ileri sürüp, bu bölümün tapu kaydının iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Vakıflar İdaresi, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın 127 m2'sinin kıyı kenar çizgisi içinde kaldığının belirlendiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı.
Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü.
-KARAR-
Dava, 3621 Sayılı Kıyı Kanunundan kaynaklanan tapu iptali isteğine ilişkindir.Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Ne var ki, mahkemece yapılan araştırma ve uygulamanın hüküm kurmaya elverişli olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.
Davada ileri sürülen iddianın ve savunmanın içeriğine göre; yanlar arasındaki uyuşmazlığın, "kıyı kenar çizgisinin" saptanmasından kaynaklandığı açıktır.
Bilindiği üzere, son kez yürürlüğe giren 362l sayılı kıyı kanunu'nun "kıyı kenar çizgisini" belirleme yöntemine ilişkin 5 ve 9. maddeleri, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı kapsamı dışında bırakılmış; anılan kanun maddesinin uygulanmasına yorum getiren ve görülmekle olan davalarda dikkate alınması zorunlu bulunan 28.ll.l997 gün ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararın da "kural olarak,mülkiyet hukuku yönünden kıyı kenar çizgisi belirlenmesi görevinin adli yargıya ait olduğuna; ancak 362l sayılı Kıyı
Kanunu'nun 9.maddesi uyarınca idare tarafından kıyı kenar çizgisi belirlenmiş ve yazılı bildirime rağmen yasal süresinde idari yargıya başvurulmaması nedeniyle yargı yolunun kapanmış olması veya idare tarafından verilip kesinleşmiş karar bulunması durumlarında, bunlara uygun şekilde kıyı kenar çizgisinin adli yargı tarafından saptanması gerektiğine" işaret edilmiştir.
Hal böyle olunca, öncelikle idare tarafından 362l sayılı Kanunun 9.maddesi hükmüne göre "kıyı kenar çizgisi" haritasının düzenlenip, düzenlenmediği araştırılmalı,ondan sonra,üç jeologtan oluşturulacak uzman bilirkişi kurulu ve Tapu Fen Memuru aracılığıyla yerinde keşif yapılmalı;harita düzenlendiğinin ve yukarıda değinilen İçtihadı Birleştirme Kararı'nda belirtildiği şekilde işlem gördüğünün,böylece davanın taraflarını bağlayan bir içerik kazandığının anlaşılması durumunda "kıyı kenar çizgisi" idarenin düzenlendiği harita ya değer verilerek saptanmalıdır. Harita düzenlenmediğinin yada düzenlenip te 5/3 sayılı kararda yazılı olduğu gibi bizzat bildirim yapılmadığının veya ilanen bildirime karşın,idari yargıya başvurulmadığının ortaya çıkması halinde ise,kıyı kenar çizgisi,bilimsel verilerden ve düzenlenmiş olmakla birlikte bağlayıcılık niteliğini kazanamamış haritadan yararlanılarak belli edilmeli belirlenen çizgi Tapu Fen memuru sıfatını taşıyan uzman bilirkişinin krokisine infazda kuşkuya yer bırakmayacak biçimde yansıtılmalı ve sonucuna göre bir hüküm kurulmalıdır.
Somut olaya gelince, bilirkişiler tarafından tanzim edilen ve hükme esas alınan bilirkişi raporunun yukarıda belirtilen İçtihadı Birleştirme Kararında açıklanan ilkeleri ve araştırmayı karşılar kapsamda bulunmadığı, 1976 onay tarihli idare tarafından çizilen kıyı kenar çizgisinin değerlendirilmediği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, 28.11.1997 tarih 5/3 Sayılı İnançları Birleştirme kararında ve yukarıda belirtilen ilkeleri kapsar nitelikte üç jeolog Bilirkişi marifeti ile yeniden uygulama yapılması, soruşturmanın tamamlanması, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporuna dayanarak yanılgılı şekilde yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 1.7.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy