(4721 S. K. m. 706) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26)
Dava: Davacı, dava konusu taşınmazların miras bırakan tarafından muvazaalı biçimde davalılara intikal ettirildiğini, işlemlerin mal kaçırmaya yönelik olduğunu ileri sürerek, iptal ve miras payı oranında tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalılar, satışın gerçek olduğunu belirtip, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davacı ve davalılardan H.T. vekili tarafından süresinde duruşmalı olarak temyiz edilmiş olmakla duruşma günü olarak saptanan 08.10.2004 Cuma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden HT. vs vekili AV.A.K. ile yine temyiz eden C.B. vekili Av.A.Ç. geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verilen kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerini sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı, bilahare Tetkik Hakimi A.S.Ç. tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescili isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğine, toplanan delillere, özellikle miras bırakanın vekil aracılığı ile ara malik oğlu i.' e yapmış olduğu temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu belirlendiğine, son kayıt maliki H.'nin ise, ara malikin eşi miras bırakanın gelini olduğuna ve danışıklı işlemi bilen kişi konumunda bulunduğuna göre hakkındaki davanın kabul edilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davalı H.'nin bu yöne ilişkin temyiz itirazı yerinde değildir,reddine
Ne var ki, iptal ve tescil isteği pay oranında hüküm altına alındığına göre, hüküm kapsamında olan paya ilişkin dava değeri gözetilerek davacı yaranına avukatlık ücreti tayin ve takdir edilmesi gerekirken, dava değerinin bütünü avukatlık parasına hükmedilmesi doğru değildir. Davalı H. 'nin bu yöne hasren temyiz itirazı yerindedir, kabulüne...
Davacının temyizine gelince, bilindiği üzere, uygulama ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle tanımlanan muvazaa nisbi (mevzuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada, miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazım tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih ve 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere, görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de, Medeni Kanun'un 706, Borçlar Kanunu'nun 213 ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeniyle geçersizliğinin tespitini ve buna dayanarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki, bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaşabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişiyle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de, ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yaralanmasında zorunluluk vardır.
Somut olayda miras bırakan A. 'nın 04.03.1996 tarihinde ölümüyle geriye mirasçı olarak, davacı C. dahil, 5 kız ile 2 erkek evladının kaldığı, murisin malik olduğu (1) parça taşınmazını davalı gelinine, (4) parça taşınmazda bulunan paylarını da oğlu İ.' den olma torunu V. 'ye 1991 tarihinde satış yoluyla ve aynı akitle temlik ettiği açıktır. Murisin sağlığında erkek evlatları ile birlikte aynı çatı altında birlikte çalışarak hayatını onlarla birlikte sürdürdüğü anlaşılmaktadır. Temlik tarihinde davalı V. 'nin askerden yeni geldiği ve 23 yaşında olduğu, gelir getiren bir işinin bulunmadığı gibi ailesinin ekonomik imkanlarından yararlandığı, bir başka ifadeyle alım gücünün bulunmadığı dosya kapsamıyla belirgindir. Kaldı ki, nakde ihtiyacı olan kimsenin bir veya birkaç taşınmazım elden çıkarmak suretiyle kendine imkan yaratacak yerde tüm malvarlığını aynı anda elden çıkarmasının hayatın olağan akışına uygun düştüğü de söylenemez. Buna göre, değinilen olgular yukarıdaki ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde murisin torunu V.'ye yapmış olduğu temlikteki gerçek amacının diğer mirasçılardan mal kaçırmak olduğu ve işlemin muvazaalı bulunduğu sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca, davalı V. hakkındaki davanın da kabulü gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere davanın reddedilmiş olması doğru değildir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle, açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 20.04.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy