(4721 S. K. m. 706) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26)
Dava: Davacılar, miras bırakanları F. Askan'ın ölümünden önce mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla 39 parsel sayılı taşınmazını tapuda satış göstermek suretiyle bağışladığını, satış işleminin muvazaalı olduğunu ileri sürerek miras payları oranında iptal tescil isteğinde bulunmuşlardır.
Davalı, miras bırakanın tedavi masraflarını karşılamak amacıyla çekişme konusu taşınmazı bedeli karşılığı kendisine sattığını, babasına ait bağ ve pamuk tarlalarını işleyerek biriktirdiği para ile miras bırakanı babaannesine ait çekişmeli taşınmaz başkasına satılmasın diyerek satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar davacılar vekili tarafından, süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Ş. D. İlgün'ün raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delilerden çekişme konusu 39 parsel sayılı taşınmazın 29.4.1999 tarihli akitle miras bırakan tarafından davalıya tapuda 1.200.000.000.TL. değer gösterilmek suretiyle satış yoluyla temlik edildiği görülmektedir.
Bilindiği üzere uygulamada ve öğretide muris muvazaası olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf - vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince: miras bırakanın davaya konu edilen taşınmazı torunu olan davalıya, hastalığı döneminde kendisiyle ilgilenmesi ve bakması için verdiği taraf tanık anlatımları ile sabittir. Bedel ödeme savunması kanıtlanmış değildi. Bunun yanında miras bırakanın dava konusu edilmeyen iki parça taşınmazdaki paylarını da davalının eşine bağış yoluyla intikal ettirdiği anlaşılmaktadır. Ayrıca, çekişmeli taşınmazın tapudaki satış bedeli ile gerçek değeri arasında aşırı farklılık bulunduğu saptanmıştır.
Açıklanan bu olgular yukarıda değinilen ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde miras bırakan tarafından yapılan temlikin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek davanın reddedilmiş olması doğru değildir.
Sonuç: Davacılar vekilinin temyiz itirazları yerindedir kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 27.09.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy