(4721 S. K. m. 563, 564, 565, 570) (818 S. K. m. 18)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, miras bırakanları Mehmet'in 23 parsel sayılı taşınmazdaki bir kısım paylarını çeşitli tarihlerde satış ve bağış yoluyla davalılara temlik ettiğini, yapılan işlemlerin hileli ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek temliki tasarrufların iptalini mümkün olmaması halinde tenkisini istemişlerdir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, Dairece "Araştırma bozması yapılarak, satışa konu edilen pay yönünden murisin irade ve amacının saptanması 3. kişi konumundaki davalıların murisle ilişkilerinin açıklığa kavuşturulması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekeceği gerekçesiyle bozulmuş, bozma ilamından sonra Halil ve Kenan'a temlik edilen paylar yönünden davanın kabulüne, Havva yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davalılar Halil ve Kenan ve davacılar tarafından süresinde duruşmalı olarak temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 19.10.2004 Salı günü saat 9.15 de daireye gelmeleri için taraf vekillerine tebligat yapıldığı halde gelmedikleri anlaşıldı, incelemenin dosya üzerinde yapılmasına, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildiktin sonra iş karara bırakıldı bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı iptal-tescil ve tenkis isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; miras bırakan Mehmet'in 23 parsel sayılı taşınmazdaki 928/34560 payını davalı Kenan'a 465/34560 payını ise davalı Havva'ya bağış yoluyla temlik ettiği, 6263/34560 payı ise davalı Halil'e satış suretiyle devrettiği anlaşılmaktadır.
Davalı Halil'e satış suretiyle temlik edilen paylar yönünden temlikin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu saptandığına göre davanın kabul edilmiş olmasında, diğer davalı Havva'ya bağış yoluyla temlik edilen pay yönünden ise 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama yeri bulunmadığından, davanın iptal-tescil isteği bakımından reddedilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur.
Tarafların bu yönlere değinen temyiz itirazları yerinde değildir reddine; ancak davalılardan Kenan'a bağış yoluyla intikal ettirilen pay bakımından yukarıda söz edilen Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca iptal ve tescil istekli davanın kabulünde isabet yoktur. Ne var ki, davada tapu iptal ve tescil isteği yanında tenkis isteği de mevcut olup Kenan ve Havva'ya yapılan temliklerin Türk Medeni Kanununun 560 ve takip eden maddeleri gereğince tenkise konu olabileceği kuşkusuzdur.
Bilindiği üzere; tenkis ( indirim ) davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlararası kazandırmalarının ( tebberru ) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu ( inşai ) davalardandır. Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul; miras bırakanın ölüme bağlı veya sağlararası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma ( temlik ) dışı terekenin tümü ile bilinmesiyle mümkündür. Tereke miras bırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu mameleki kıymetler ile, iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Miras bırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin bir aylık nafakası, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tespit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarının tespiti gerekir. ( MK m. 565 ) Miras bırakanın Medeni Kanunun 564. maddesinde belirlenen saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde, saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif ( nesnel ) ve sübjektif ( öznel ) unsurlar dikkate alınarak belirlenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedelenen kastının varlığından söz edilemez.
Mutlak olarak tenkise tabi tasarruflarda ( ölüme bağlı tasarruflar veya Medeni Kanunun 565. maddesinin 1, 2 ve 3 bentlerinde gösterilenler ) veya saklı payın ihlal kastının varlığı kesin olarak anlaşılan diğerlerinde özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken Medeni Kanunun 570. maddesindeki sıralamaya dikkat etmek davalı mahfuz hisseli mirasçılardan ise aynı kanunun 561. maddesinde yer alan mahfuz hisseden fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlararası tasarrufları dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tabi olursa 563. maddede yer alan, alınanla mütenasip sorumluluk kuralı gözetilmelidir.
Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği takdirde tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda ( SABİT TENKİS ORANI ) tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olamayacağı ( MK m. 564 ) araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm halinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir. Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde sözü geçen 564. maddedeki tercih hakkı gündeme gelecektir. Böyle bir durum ortaya çıkmadan davalının tercih hakkı doğmadan davalının tercihinin kullanması söz konusu olamaz. Daha önce bir tercihten söz edilmişse sonuç doğurmaz. O zaman davalıdan tercihi sorulmak ve 11.11.1994 günlü 4/4 sayılı içtihadı birleştirme kararı uyarınca süratle dava konusu olup sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın, tercih hakkının kullanıldığı gündeki fiyatlara göre değeri belirlenmeli ve bu değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak NAKTİN ödetilmesine karar verilmelidir.
Hal böyle olunca, miras bırakan tarafından bağış yoluyla yapılan temlikler yönünden yukarıdaki ilkeler gözetilerek gerekli araştırmanın yapılması ve sonucuna göre tenkis yönünden bir hüküm kurulması gerekirken yazılı olduğu üzere karar verilmesi isabetsizdir.
Sonuç: Tarafların bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün yukarıda açıklanan nedenlerden ötürü HUMK'nın 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 19.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy