(3402 S.K. m. 16) (743 S.K. m. 641) (633 S.K. m. 35)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı,1313 ada 3 parsel sayılı taşınmazın imar planında cami yeri olarak ayrılarak üzerine camii ve müştemilatının yapıldığını,ancak kamunun yararlanmasına mahsus camii ve müştemilatının özel ve tüzel kişilerin mülkiyetlerinde bulunamayacağını ileri sürerek tapu iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı,davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece,camii ve müştemilatının kamu ortak malı olup,gerek özel ve gerekse tüzel kişiler adına tapu kaydı oluşturulamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar,davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla;Tetkik Hakimi raporu okundu,düşüncesi alındı.Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava,tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece,davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden,toplanan delillerden;çekişme konusu 1313 ada 3 parsel sayılı taşınmazın kayden davalı Belediye Başkanlığı adına tescilli bulunduğu,anılan taşınmaz üzerinde E. Camii ve müştemilatının bulunduğu anlaşılmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki, camiler,müslümanların ibadetine mahsus umuma açık mabetlerdir. Bu nitelikleri gereği de kamu mallarındandır. Bilindiği üzere 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 16. maddesi kamunun ortak kullanımına ayrılan cami,namazgah ve benzeri yerlerin hazine,kamu kurum ve kuruluşları,il,belediye,köy veya mahalli idare birlikleri tüzel kişilikleri adına tespit olunacağı hükmünü içermektedir.
Bunun yanında Medeni Kanunun 641. maddesinde de menfaatı umuma ait malların kural olarak devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğuna değinilmiş,bunların işletilme ve kullanılmasının özel hükümlerle düzenleneceği belirtilmiştir.
Bu cümleden olarak; 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanunun 35. maddesinin değiştirilmesine dair 4379 Sayılı Yasa ile değişik söz konusu maddede cami ve mescitlerin Diyanet İşleri Başkanlığının izni ile açılıp başkanlıkça yönetileceği,gerçek ve tüzel kişiler tarafından yapıldığı halde izinli veya izinsiz olarak ibadete açılmış bulunan cami ve mescitlerin yönetiminin üç ay içerisinde Diyanet İşleri Başkanlığına devredileceği hükmü getirilmiştir.
Öte yandan;2908 Sayılı Dernekler Kanununun 64. maddesine göre,dernekler,ikametgahları ile amaç ve faaliyetleri için gerekli olanlardan başka taşınmaz mala sahip olamazlar.Bu edinme yasağının sadece satın alma,yahut bağış kabul etme anlamında değil,derneğin elinde olanın da tasfiyesini kapsamına aldığı açıktır.2908 Sayılı Yasanın 64/2 maddesi bu tasfiyenin ne suretle yapılacağını da hükme bağlamıştır.
Bütün bu düzenlemeler karşısında,kamunun yararlanmasına mahsus,kamu mallarından olan cami ve müştemilatlarının,kamu tüzel kişileri dışında özel ve tüzel kişilerin ( vakıf,dernek vs. ) mülkiyetine konu olamayacağı gibi,bu yerlerin yönetim ve tasarrufunda özel ve tüzel kişilere bırakılamayacağı kesin sonucuna varılmaktadır.
Ayrıca,din hizmetlerinin bir bütün olarak topluma sunulması amacıyla,cami ile birlikte oluşturulan imam evi,kuran kursu ve bu yerleri yaşatma amacının ekonomik desteğini sağlayan,aynı külliye içerisindeki iş yerlerinin yek diğerinden ayrılma olanağı bulunmadığı,buraların da özel ve tüzel kişilerin edinme ve yönetme yasağı kapsamında olacağı kuşkusuzdur.
Somut olayda,davalı belediye kamu tüzel kişisi olup,yukarıda açıklanan ilkelerde öngörüldüğü anlamda kamunun yararlanmasına mahsus caminin mülkiyetinin anılan tüzel kişiliğe ait olmasında yasal bir engel mevcut değildir.Öte yandan 3402 Sayılı Yasanın 16/A maddesinin açık hükmü de değinilen nitelikteki taşınmazların aralarında belediyenin de bulunduğu kamu tüzel kişileri adına tescilini öngörmektedir.
Sonuç: Hal böyle olunca,davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.Davalının temyiz itirazları yerindedir.Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K.'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA,alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 15.9.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy