(4721 S. K. m. 706) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacılar, miras bırakanlarının 8 parsel sayılı taşınmazdaki 4/5 payından 3/5 payını küçük oğlu G.'e mal kaçırmak amacıyla emanetçi durumundaki davalıya muvazaalı olarak satış suretiyle temlik ettiğini ileri sürerek tapu iptal, tescil isteğinde bulunmuşlardır.
Davalı, muris ve oğlu G.'i tanımadığını, satışın gerçek olduğunu, bedelini ödediğini bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, miras bırakan tarafından davalıya yapılan satışın mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunun ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi S. Akyol'un raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı iptal, tescil istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide muris muvazaası olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf - vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince: çekişme konusu taşınmazın üzerinde 3 ev ve 1 depo bulunduğu, bunlardan 1 evin komşu parsele, 1 ev ve deponun da yola taşkın olduğu, miras bırakanın sözü edilen taşınmazın 1/5'ini birlikte yaşadığı Z. C.'ye ölünceye kadar bakma akdi ile temlik ettiği, 1/5 payını üzerinde bırakarak 3/5 payını da davalıya satış yoluyla devrettiği kayden sabittir. Miras bırakanın bu taşınmazların dışında birden ziyade taşınmazı bulunduğu, varlıklı bir kimse olduğu, mal satmaya da ihtiyacının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca davalının, miras bırakanın küçük oğlu G.'in yakın arkadaşı olduğu ve G.'in bu taşınmazdaki binalardan birinde dava tarihine kadar oturduğu sabittir. Ticaretle uğraştığını bildiren davalının üzerinde taşkın 3 müstakil yapı bulunan taşınmazdan 3/5 oranında pay alınmasının basiretli bir davranış olarak kabul edilmesine olanak yoktur.
Öte yandan miras bırakanın satış tarihinden yaklaşık 6 ay sonra öldüğü ve terekesinden para çıkmadığı açıktır. Bütün bu olgular karşısında miras bırakanın temliki işleminin bedelsiz ve muvazaalı olduğu sonucuna varılmaktadır. Bedeller arası açık ve aşırı farkta bu sonucu doğrulamaktadır.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile reddi yönünde karar verilmesi doğru değildir.
Sonuç: Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 23.09.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy