(4721 S. K. m. 706) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26) (1974/1 E. - 1974/2 K. S. YİBK)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; davacılar, kök miras bırakanları H.'ın mirastan mal kaçırmak amacıyla 76 parselin tamamı ile 24 parsel sayılı taşınmazdaki 6 nolu bağımsız bölüm ve 1 parsel sayılı taşınmazdaki 2, 3 ve 5 nolu bağımsız bölümleri muvazaalı olarak davalı eşi ve kızlarına temlik ettiğini ileri sürerek payları oranında iptal ve tescil, olmadığı takdirde tenkis isteğinde bulunmuşlardır.
Davalılar, murislerinin mal kaçırma kastı olmadığın bildirmişler davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davacıların muvazaa iddiası sabit görülerek davanın kabulü ile davacıların payları oranında iptal ve tescile karar verilmiştir.
Karar, davalılar tarafından süresinde duruşmalı olarak temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 19.10.2004 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden v.s. vekili Av. C. P. ile temyiz edilen v.s. vekili avukat H. Başköy geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı bilahare Tetkik Hakimi Ü. Akdoğan tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal, tescil ve tenkis isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden miras bırakan H.'ın 76 parsel sayılı taşınmaz ile 1 parseldeki 3 nolu bağımsız bölümü davalılardan A.'ya, 2 nolu bağımsız bölümü S.'ya, 5 nolu bağımsız bölümü T.'a, 6 nolu bağımsız bölümü ise davalı eşi S.'ye 10.5.1999 tarihinde satış suretiyle temlik ettiği görülmektedir. Bunun yanı sıra miras bırakan tarafından 22.5.2000 tarihinde düzenlenen vasiyetname ile de dava konusu edilen bağımsız bölümlerden söz edilerek ayrıca 2367 ada 1 parsel sayılı taşınmazdaki 1 ve 2 nolu bağımsız bölümlerin de davacılara vasiyet edildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide muris muvazaası olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan miras bırakan sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırmak kastından söz edilmeyeceğinden olayda 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının uygulanamayacağı da kuşkusuzdur.
Somut olayda yukarıda açıklanan olgular ve ilkeler birlikte değerlendirildiğinde, miras bırakan tarafından tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapıldığı, yapılan paylaştırmada hak dengesinin gözetildiği miras bırakanın tasarruflarındaki amacının mirastan mal kaçırma değil, paylaştırma olduğu dikkate alınarak davanın reddi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Sonuç: Davalıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 4.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 375.000.000 TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesin, 19.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy