(4721 S. K. m. 719, 645) (3402 S. K. m. 20)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, kadastroca tespit harici bırakılan yerin 18.8.1982 tarih 55 nolu tapu kaydı kapsamında kaldığını ileri sürerek tescil isteğinde bulunmuşlardır.
Davalı hazine, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüyle dava konusu yerin davacıların tapu kaydı kapsamında kaldığı gerekçesiyle veraset ilamındaki payları oranında davacılar adına tesciline karar verilmiştir.
Karar, davalı hazine vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, tescil harici bırakılan yerin tescili istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden çekişmeli yerin 1992 yılında yapılan kadastro tespitinde tescil harici bırakıldığı anlaşılmaktadır. Diğer taraftan davacının dayanak tapusunun kapsamındaki bir kısım yerin karayollarınca kamulaştırılarak ifraza tabii tutulduğu tapunun geldi kayıtlarından görülmektedir. Bu durumda öncelikle, dava dayanağı tapu kapsam ve miktarının belirlenmesi, sonra çekişmeli yere uygulanması zorunludur. Ne var ki mahkemece yapılan araştırma ve uygulamanın yeterli olduğu söylenemez.
Bilindiği üzere harita ve krokisi bulunan tapu kayıtlarına Medeni Kanunun 719, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20. maddesi uyarınca kapsam belirleneceği kuşkusuzdur. Ancak böyle bir harita ve kroki yoksa veya uygulanabilir nitelik taşımıyorsa öncelikle tapu kaydının ilk tesisinden itibaren tüm gittileri ile birlikte Tapu Sicil Müdürlüğünden istenilmesi, gitti kayıtlarının yüzölçümlerinde veya sınırlarında bir değişiklik varsa dayandığı belgelerin incelenip, doğru ve yasal bir nedenin bulunup bulunmadığının araştırılması, doğru esasa dayanmıyorsa, ilk tesisindeki sınırlara itibar edilmesi, ayrıca uygulamada yararlanmak üzere varsa komşu taşınmaz kayıtlarının getirtilmesi, böylece yanların dayandığı, usulüne uygun olarak çıkarılmış tüm belgeler toplandıktan, dosya öteki yönlerden de keşfe hazır hale geldikten sonra yöreyi iyi bilen yaşlı ve yansız yerel bilirkişi veya bilirkişiler aracılığı ile uygulama yapılması, kayıtlardaki her sınır yerel bilirkişi veya bilirkişilerden sorulup arazi üzerinde tespit edilmesi; gerektiğinde sınırlar hakkında açıklayıcı doyurucu bilgiler alınması, bilinmeyen sınırlar yönünden taraflara tanık dinletme olanağının sağlanması, komşu taşınmaz kayıtlarının da aynı şekilde uygulanarak yerel bilirkişi ve tanık sözlerinin denetlenmesi gerekir. Öte yandan sınırlar değişebilir nitelikte ise veya tam olarak kapanmayıp açık yönler kalıyorsa, kayda değişmez sınırlarla bağlantı kesilmemek suretiyle miktarına göre kapsam belirlenmesi, ayrıca tapu fen memuru veya mühendisi sıfat ve yeteneğini taşıyan uzman bilirkişi veya bilirkişilerden keşifte saptanan bilgi ve bulgulara uygun ve uygulamayı tam olarak yansıtan, infaza elverişli rapor ve kroki alınması zorunludur.
Aynı temel ( kök ) tapudan ayrılmış ( ifraz ) tapu kayıtlarının uygulanmasında, öncelikle temel tapuya yöntemine uygun biçimde kapsam belirlenmesi, daha sonrada saptanan bu kapsam içerisinde ayrılan ( ifraz edilen ) tapuların yerlerinin bulunması zorunludur. Başka bir anlatımla temel tapunun sınırları arazi üzerinde bir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde tespit edilmeden, bu sınırların konumları ve niteliklerine göre temel tapuya bir kapsam tayin etmeden, ayrılan tapuların nereye ait olduklarının ve kapsamlarının, tam ve doğru olarak açıklığa kavuşturulmasına olanak yoktur.
Ayrılan tapuların temel tapunun kapsamı içerisindeki yerleri belirlenirken de; ayırma ( ifraz ) işlemi zemine uygulama olanağı bulunan bir haritaya bağlanmışsa, kapsamlarının Medeni Kanunun 645 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20. maddeleri uyarınca haritalarına değer verilerek bulunacağı kuşkusuzdur.
Ayırma ( ifraz ) haritaya dayanmamakla birlikte zeminde sınırlar gösterilmek suretiyle yapılmış ise, bu sınırların yerel bilirkişi ve tanık sözleriyle saptanması, varsa ayırmaya ilişkin işaret ve bulgulardan, o tarihten beri süregelen zilyetlik durumlarından yararlanılması, yapılan uygulamanın da, tapu fen memuru ya da kadastro mühendisi sıfat ve yeteneğini taşıyan uzman bilirkişiye düzenlettirilecek krokiye; denetimi ve infazı sağlayacak biçimde yansıtılması gerekir.
Hal böyle olunca, yukarıdaki ilke ve olgulara göre kamulaştırma haritasından da yararlanılarak, araştırma ve inceleme yapılması bilirkişiden denetime elverişli krokili rapor alınması ve sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, noksan araştırma ile yetinilerek karar verilmesi doğru değildir.
Sonuç: Davalının temyiz itirazları yerindedir; Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerle HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 21.10.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy