(1086 S. K. m. 376, 381, 388, 389) (2709 S. K. m. 141)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kayden maliki bulunduğu 632 ada 18 parsel sayılı taşınmaza davalının bahçe olarak kullanmak ve yapı yapmak suretiyle müdahale ettiğini ileri sürüp elatmanın önlenmesine, yapının yıkımına ve 2.000.000.000.TL. ecrimisilin tahsiline karar verilmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalı, dava konusu taşınmaza tecavüzünün bulunmadığını, yapıların 70-80 yıl önce çevreyi güzelleştirmek, toprak kaymasını engellemek amacıyla iyi niyetle yapıldığını, davanın reddini, tecavüz tespit edilirse tecavüzlü bölümün muhik tazminat karşılığında adına tescilini savunmuştur.
Mahkemece, davalının davacıya ait taşınmaza yapı yapmak ve bahçe olarak kullanmak suretiyle müdahale ettiği, ecrimisil isteğinin atiye bırakıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Emine Küçüksözen' in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Tarafların tüm delilleri toplanıp, tetkik edildikten ve HUMK.nun 376. maddesine göre; son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin; aynı yasanın 388. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada söz konusu yasanın 381. maddesinin son fıkrasının getirdiği ayrıcalığa dayanılarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde HUMK.nun 389. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HUMK.nun yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargı, yargıç ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Değinilen ilke ve yasa hükümleri gözardı edilerek kısa kararda elatmanın önlenmesine, gerekçeli kararda elatmanın yıkım suretiyle önlenmesine karar verilerek kısa karara çelişkili olarak gerekçeli karar yazılması doğru değildir. Hal böyle olunca, hükmün 10.4.1992 gün, 1992/7 Esas, 1992/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı çerçevesinde bir karar verilmek üzere HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 23.9.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy