(1086 S. K. m. 388, 389)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacılar, miras bırakan babaları M. Kısa'nın diğer mirasçılarından mal kaçırmak ve taşınmazın davalı oğlu Suat'a intikalini sağlamak amacıyla en değerli taşınmazlarından birisi olan 791 parsel sayılı taşınmazını Suat'ın damadı davalı F.'a tapuda satış göstererek devrettiğini, bu kişinin de 8 ay sonra Suat'ın arkadaşı olan diğer davalı A.'a muvazaalı olarak temlik ettiğini, taşınmazın halen Suat tarafından kullanıldığını ileri sürüp tapu kaydının iptali ile muris M. Kısa mirasçıları adına payları oranında tescilini istemiştir.
Davalı A., tapu kaydına güvenerek taşınmazı satın alan iyi niyetli 3. kişi olduğunu ve yeri tasarruf ettiğini, miras bırakan ile diğer davalılar arasındaki ilişkinin kendini bağlamayacağını, davalı Suat, yapılan satış işlemleri ile kendisinin bir ilgisi olmadığını, aleyhine açılan davanın husumetten reddi gerektiğini, davalı F., M. Kısa'nın yaşlı ve hasta olması, paraya ihtiyaç duyması nedeniyle taşınmazını satmak zorunda kaldığını, bir yıla yakın taşınmazı işledikten sonra memur olması ve ilgilenememesi nedeniyle önceden tanımadığı A.'a sattığını bildirip davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davalı Suat ve F. yönünden davanın husumet nedeniyle reddine, işlemin muvazaalı olduğu gerekçesi ile davalı A. yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı A. Demirören vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi S. Altınbulak'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Tarafların tüm delilleri toplanıp, tetkik edildikten ve HUMK. nun 376. maddesine göre; son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin; aynı yasanın 388. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada söz konusu yasanın 381. maddesinin son fıkrasının getirdiği ayrıcalığa dayanılarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde HUMK. nun 389. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HUMK. nun yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargı, yargıç ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Değinilen ilke ve yasa hükümleri göz ardı edilerek kısa kararda, 791 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile muris M. Kısa'nın veraset ilamındaki hisseleri oranında mirasçıları adına tapuya kayıt ve tesciline, gerekçeli kararda ise, 791 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının veraset ilamındaki 1/4'er hisseleri nispetinde (toplam 2/4 oranında) iptali ile adlarına ayrı ayrı tapuya kayıt ve tesciline, bakiye kalan kısmın davalı uhdesinde bırakılmasına denilmek suretiyle kısa karara çelişkili olarak gerekçeli karar yazılması doğru değildir.
Sonuç: Hal böyle olunca, hükmün 10.4.1992 gün, 1992/7 Esas, 1992/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı çerçevesinde bir karar verilmek üzere HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, diğer hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 30.09.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy