(1086 S. K. m. 388, 389) (2709 S. K. m. 141)
Dava: Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada; Davacılar, N. Saraydar ve O. F. Özdilek adlarına kayıtlı bulunan 599 parsel sayılı taşınmaza 41 Evler Site inşaatını yapmaya karar vermeleri üzerine, Gölbaşı Belediyesince yapılan imar uygulaması sonucu 217 ada 11 nolu imar parselinin oluştuğunu, yüklenici ve arsa maliklerinin sosyal tesis ve ortak kullanım alanı olarak ayrılan yerleri de konut satış fiyatlarına ekleyerek davacılara sattıklarını, yüklenici-malik N. Saraydar'ın hakkını diğer ortak O. F. Özdilek'e devrederek ortaklıktan ayrıldığını, inşaatların tamamlanmasından sonra yüklenici O. F. Özdilek'in üçüncü kişi N. Özkaya ile hileli işbirliği yaparak, site ortak kullanımına dahil olan yerleri içeren 11 parseli N. Özkaya'ya sattığını, bu devir ve iktisabın kötü niyetli olduğunu ileri sürerek 11 parselin tapusunun iptaliyle hisseleri oranında adlarına tecilini, taşınmazın siteye tahsisli olduğunun tapuya şerhen tescili isteklerinde bulunmuşlardır.
Davalılar, dava konusu taşınmazın tapu kaydında arsa vasfında olduğunu ve davacılara ait bir hakkın varlığına dair hiçbir kayıt bulunmadığını, iyi niyetli malik olduklarını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, tapu kaydında imar planın bir kısmı sosyal tesis gösterilmiştir şerhinin bulunduğunu, davalının zemini görerek gerçeği araştırmadığını, davalıların kötü niyetli oldukları gerekçesiyle davalı N. Özkaya mirasçıları aleyhine açılan davanın kabulüne pay oranında iptal ve tescile, davalılar Osman F. Özdilek ve Ö. İnşaat Ltd. Şirketi ne karşı açılan davanın husumet nedeniyle reddine, davacılar C. Kılıç ve R. Kılıçaslan'ın açtıkları davaların HUMK'nun 409 md. si gereğince işlemden kaldırılmasına karar verilmiştir
Karar, davalılar vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 4.10.2005 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vs. vekili Avukat H. Kandemir geldi. Davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen vekili avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı bilahare Tetkik Hakimi U. Şentürk'ün raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Tarafların tüm delilleri toplanıp, tetkik edildikten ve HUMK. nun 376. maddesine göre; son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin; aynı yasanın 388. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada söz konusu yasanın 381. maddesinin son fıkrasının getirdiği ayrıcalığa dayanılarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde HUMK. nun 389. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HUMK. nun yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargı, yargıç ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Kısa kararda olmadığı halde, gerekçeli karara 3 ve 4 nolu bentler ilave edilmek suretiyle kısa karara çelişkili olarak gerekçeli karar yazılmıştır. Değinilen ilke ve yasa hükümleri gözardı edilerek kısa karara çelişkili olarak gerekçeli karar yazılması doğru değildir.
Sonuç: Hal böyle olunca, hükmün 10.4.1992 gün, 1992/7 Esas, 1992/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı çerçevesinde bir karar verilmek üzere HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 4.12.2004 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 400.000.0000 lira duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, peşin alınan harcın temyiz edene iade edilmesine, 04.10.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy