(2981 S. K. m. 2, 22/b)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı Hazine, mülkiyeti idareye ait 492 parsel sayılı taşınmaza davalıların ev ve müştemilat yapmak suretiyle tecavüz ettiklerini ileri sürüp el atmanın önlenmesi ve yıkım istemiştir.
Davalı Ayşe ve Mestan, dava konusu yere ilişkin tapu tahsis belgeleri bulunduğunu, diğer davalılar ise taşınmaz üzerindeki tasarruflarını davacının yıllardır bildiği halde sessiz kaldığını belirtip davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, geçerli tapu tahsis belgeleri bulunduğu gerekçesi ile davalılar Ayşe ve Mestan yönünden davanın reddine, diğer davalıların haksız el atmalarının sabit olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, çaplı taşınmaza el atmanın önlenmesi ve yıkım isteğine ilişkindir.
Mahkemece, tapu tahsis belgesi sahibi davalılar Ayşe ve Mestan yönünden davanın reddine, diğer davalılar yönünden kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; çekişme konusu 492 parsel sayılı ( yeni 131 ada 5 parsel )taşınmazla ilgili olarak, davacılar Ayşe ve Mestan bakımından idarece verilmiş tapu tahsis belgeleri bulunduğu, anılan belgelerin halen geçerliliklerini koruduğu anlaşılmaktadır.
İmar ve gecekondu mevzuatına aykırı olarak inşa edilen ve 298l Sayılı Kanunun 2. maddesinde belirtilen yerlerde inşa olunmuş yapılar hakkında adı geçen kanun ve bu kanuna değişiklik getiren 7.6.1986 tarihinde yürürlüğü giren 3290 Sayılı Kanun hükümleri göz önüne alınmak suretiyle olaya çözüm getirilmelidir.
3290 Sayılı Kanunun 13. maddesi ile değişen 298l sayılı Kanunun 22. maddesinin ( b )bendinde 2981 sayılı kanunun kapsamına giren yapılarla ilgili olarak yargı mercilerinde açılmış davaların yürütülemeyeceği gibi, haklarında evvelce yıkım kararı alınmış ve kesinleşmiş olan yıkım işlemlerinin de bu kanuna göre işleme tabi tutulacağı belirtilmiştir. Bunun istisnası ise çekişme konusu yapının özel kişiye ait gayrimenkul üzerine yapılmış olmasıdır. Özel kişiler arasında yıkımın önlenmesi konusunda anlaşma sağlanamıyorsa, bu çeşit yapının yıkımı engellenemeyecektir.
Sonuç: Hal böyle olunca, yukarda öngörülen yasal düzenlemeler gözetilerek davanın durdurulmasına karar verilmesi gerekirken değinilen husus göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir. Davacının bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 30.9.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy