(4721 S. K. m. 709) (3402 S. K. m. 20) (1086 S. K. m. 365)
Dava : Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, maliki bulundukları 75 ve 76 parsellere davalıların haksız elattıklarını ileri sürerek elatmanın önlenmesine karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılardan Bedriye Akbalık, davaya yanıt vermemiş, diğer davalı ise davanın reddini savunmuş, ayrıca davacıların kendisine ait 1387 parsele elattıklarını iddia ederek elatmalarının önlenmesi ve ecrimisile hükmedilmesi isteği ile cevapla birlikte karşı dava açmıştır.
Mahkemece, davanın kabulüne, karşı davanın ise reddine karar verilmiştir.
Karar, davalı-karşı davacı Ahmet Mutlu tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi N.Semra Soydaş'ın raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava ve karşı dava elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne, karşı davanın ise reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, tarafların malik oldukları çekişme konusu parsellerin sınır komşusu oldukları, plan ve haritalarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Harita ve krokisi bulunan tapu kayıtlarına Medeni Kanunun 719, 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 20. maddesi uyarınca kapsam belirlenir. Buna göre çekişmenin sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi için eş anlatımla tarafların malik oldukları taşınmazlara el atılıp atılmadığının tayin ve tespiti için 5519 Sayılı Yasanın 2. maddesi hükmü gereğince sıfatları harita mühendisi veya fen memuru olması gereken teknik bilirkişiler aracılığıyla taşınmazlara ait harita ve plan kapsamlarının keşfen ( HUMK.'nun 365 md. ) saptanması zorunludur.
Ne varki, hükmün dayanağını teşkil eden 1.7.2003 günlü raporun yasa ve usul hükümlerine uygun olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur. Öncelikle keşif zabtında teknik bilirkişinin sıfat ve hüvviyeti yazılı olmadığı gibi raporu düzenleyen diğer 2. kişinin de keşif mahallinde hazır bulunmadıkları, ayrıca görev verilmediği halde hangi sıfat ve hüvviyetle rapor tanzim ettikleri de dosya kapsamıyla belirgin değildir. Kaldı ki, rapor davalının itirazına uğramıştır.
Hemen belirtmek gerekir ki, mahkeme kararlarının her türlü şüpheden uzak olması gerektiği gibi yasalar ile toplum vicdanının rahatlatıcı niteliği yanında sağlam ve hukuksal delillere dayanması zorunludur.
Sonuç: Hal böyle olunca, usul hükümlerine uygun düşmeyen ve yasal dayanağı bulunmayan bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davalı-karşı davacının temyiz itirazı yerindedir. Kabulüne, HUMK.'nun 428. maddesi gereğince hükmün BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 18.2.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy