(3621 S.K. m. 9) (4721 S.K. m. 688)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı hazine, 8 parsel sayılı taşınmazın kıyı kenar çizgisinin kıyı tarafında kaldığını ileri sürerek, tapunun iptali ile elatmanın önlenmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalılar, yanıt vermemişlerdir.
Mahkemece, davalı Orhan'ın davadan önce vefat ettiği, ölü kişiye karşı dava açılamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı hazine tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı.
Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, 3621 Sayılı Kıyı Kanunundan kaynaklanan tapu iptali ve taşınmaz kaydının sicilden terkini ve elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dava tarihinde ölü olduğu belirlenen davalı Orhan hakkındaki davanın 4.5.1978 tarih ve 4/5 Sayılı İnançları Birleştirme Kararı uyarınca reddedilmiş olması kural olarak doğrudur. Hazinenin bu yöne ilişkin temyiz itirazı yerinde değildir, reddine.
Ancak, dosya içeriğinden ve toplanan delillerden, özellikle çap kaydından çekişmeli taşınmazda davalıların ve dava dışı şahısların paylı mülkiyet üzere malik oldukları anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere Medeni Kanunun paylı mülkiyet hükümlerini düzenleyen 688 maddesi ve takip eden hükümleri gereğince paylı mülkiyet; birden çok kimsenin maddi olarak bölünmüş olmayan şeyin tamamına belli paylarla malik olmaları şeklinde tarif edilmiştir. Bu tanımlama ve düzenlenmelere göre paydaşlardan herbiri kendi payı üzerinde dilediği şekilde temliki tasarrufta bulunabileceği gibi, bu pay veya paylar yönünden paydaş aleyhine malik olduğu payın iptali konusunda dava açılmasına da yasal engel yoktur.
Ancak davacı hazine, 3621 Sayılı Yasa hükümleri gereğince çekişmeli taşınmazın kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığını iddia etmiş ve taşınmaz kaydının sicilden terkinini istemiştir. Mahkemece iddia ve savunma doğrultusunda tüm delilleri toplanarak 28.11.1997 tarih ve 5/3 Sayılı İnançları Birleştirme Kararında belirtilen ilkeler çerçevesinde uygulamalı olarak gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, sonucu; taşınmazın tamamının veya bir bölümünün kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığının veya taşınmazın niteliği itibarı ile özel mülkiyete konu olamayacak ve sicile geçmesi gerekmeyen, kamu malı vasfında olduğunun anlaşılması halinde yolsuz tescil niteliği ile sicil kaydının iptal edilerek kütükten terkin edileceği kuşkusuzdur.
Bu durumda, dava dışı veya hakkındaki dava reddedilen bir kısım paydaşlara ait paylar yönünden sicil ayakta kalırken, diğer paylar yönünden dava kabul edilerek sicilin terkini ile tapu sicillerinin niteliğine ve amacına uygun düşmeyecek ve kamu malının hukuksal içeriğinden uzak bir durumun ortaya çıkacağı muhakkaktır.
Öyleyse, mahallinde keşfen yapılacak uygulama sonucu, gerçektende çekişmeli taşınmazın bir bölümünün veya tamamının kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı ve kamu malı niteliğinde olduğunun saptanması halinde, dava dışı paydaş veya hakkındaki dava reddedilen ölü paydaşın mirasçıları yönünden de dava açılması, tüm paydaşlar bakımından hüküm kurulması zorunlu hale gelecektir.
Sonuç: Hal böyle olunca, ölü olduğu gerekçesiyle hakkındaki dava reddedilen kişinin mirasçıları bakımından dava açılmasının sağlanması açıldığı takdirde eldeki dava ile birleştirilmesi ondan sonra tespit edilecek bulgu ve olgular değerlendirilmek suretiyle neticesine göre bir hüküm kurulması gerekirken yerinde olmayan gerekçelerlerle yazılı olduğu üzere davanın reddine hükmedilmesi doğru değildir. Davacı hazinenin temyiz itirazı yerindedir. Kabulüne, HMUK.nun 428. maddesi gereğince hükmün BOZULMASINA, 27.9.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy