(3402 S. K. m. 14, 17)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, 120 ada 2 parsel sayılı taşınmazın davalı adına tespit ve tescil edildiğini, taşınmazın tarım arazisi niteliğinde olmayıp, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğunu ve zilyetlikle iktisap edilemeyeceğini ileri sürerek, iptal ve tescil isteminde bulunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın ziraat arazisi niteliği taşıdığı ve davalı lehine zilyetlikle edinme koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın Reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı hazine temsilcisi tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi S. Özer'in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı Hazine, çekişmeli taşınmazın davalı taraf adına tespit ve tescil edildiğini, oysa zilyetlikle kazanılamayacak devletin hüküm ve tasarrufu altında yerlerden olduğunu ileri sürerek iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava öncesi yaptırılan tespitte, dava konusu taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altında yer niteliğinde bulunduğu, yer yer ihya çalışmaları yapıldığının bildirildiği, idarece yaptırılan tahkikatta da aynı yönde rapor düzenlendiği, senetsizden eklemeli zilyetlikten bahisle davalı adına tespit yapıldığı, yargılama sırasında tapu kaydı ibraz edildiği, mahkemece yapılan keşif sonucu düzenlenen raporlar ile yerel bilirkişi ve tanık beyanlarına göre davalının zilyet olduğu yerin tarım arazisi niteliğinde orman ile ilgisi bulunmayan bir yer olduğunun bildirildiği anlaşılmaktadır. Ancak, yapılan soruşturma ve uygulamanın hüküm vermeye elverişli olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur. Şöyle ki, davalının sunduğu tapu kaydı yöntemine uygun biçimde uygulanmamış; zilyetlikle mülk edinme koşulları da yeterince araştırılmamıştır.
Bilindiği üzere; tarafları bağlayıcı bir yöntemle oluşan tapu kaydına hukuksal anlamda değer verilmesi zorunludur. Bunun için kaydın ya doğru temele dayanması ya da Hazinenin taraf olduğu bir dava sonucu verilip kesinleşen hükümle oluşması gerekir.
Harita ve krokisi bulunan tapu kayıtlarına Medeni Kanunun 719, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20.maddesi uyarınca kapsam belirleneceği kuşkusuzdur. Ancak böyle bir harita ve kroki yoksa veya uygulanabilir nitelik taşımıyorsa öncelikle tapu kaydının ilk tesisinden itibaren tüm gittileri ile birlikte Tapu Sicil Müdürlüğünden istenilmesi, gitti kayıtlarının yüzölçümlerinde veya sınırlarında bir değişiklik varsa dayandığı belgelerin incelenip, doğru ve yasal bir nedenin bulunup bulunmadığının araştırılması, doğru esasa dayanmıyorsa, ilk tesisin deki sınırlara itibar edilmesi, ayrıca uygulamada yararlanmak üzere varsa komşu taşınmaz kayıtlarının getirtilmesi, böylece yanların dayandığı, usulüne uygun olarak çıkarılmış tüm belgeler toplandıktan, dosya öteki yönlerden de keşfe hazır hale geldikten sonra yöreyi iyi bilen yaşlı ve yansız yerel bilirkişi veya bilirkişiler aracılığı ile uygulama yapılması, kayıtlardaki her sınır yerel bilirkişi veya bilirkişilerden sorulup arazi üzerinde tespit edilmesi; gerektiğinde sınırlar hakkında açıklayıcı doyurucu bilgiler alınması, bilinmeyen sınırlar yönünden taraflara tanık dinletme olanağının sağlanması, komşu taşınmaz kayıtlarının da aynı şekilde uygulanarak yerel bilirkişi ve tanık sözlerinin denetlenmesi gerekir. Öte yandan sınırlar değişebilir nitelikte ise veya tam olarak kapanmayıp açık yönler kalıyorsa, kayda değişmez sınırlarla bağlantı kesilmemek suretiyle miktarına göre kapsam belirlenmesi, ayrıca tapu fen memuru veya mühendisi sıfat ve yeteneğini taşıyan uzman bilirkişi veya bilirkişilerden keşifte saptanan bilgi ve bulgulara uygun ve uygulamayı tam olarak yansıtan, infaza elverişli rapor ve kroki alınması zorunludur.
Tapu kaydının çekişmeli taşınmaza uymaması ya da uymakla birlikte Hazineye karşı hukuksal değer taşımadığının ve nizalı yerin zilyetlikle kazanılabilecek nitelikle olduğunun anlaşılması halinde, davalı taraf yararına zilyetlikle mülk kazanma koşullarının bu arada 3402 Sayılı Yasanın 14 ve 17 maddelerinde yazılı sınırlamaların göz önünde tutulması, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, açıklanan ilkeleri karşılayan kapsamda bir araştırmayı içermeyen noksan soruşturmayla yetinilerek davanın reddedilmesi doğru değildir.
Sonuç: Davacı Hazinenin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün belirtilen nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 03.10.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy