(4721 S. K. m. 3, 705, 1021, 1023)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, 5912 ve çekişme konusu 5913 nolu parselleri dava dışı Emine'den resmi senetle satın aldığını, ancak 5912 nolu parsel tapuda adına tescil edildiği halde 5913 nolu parselin davalı Tapu İdaresinin hatası nedeniyle tescil edilmediğini, bunu farkeden Emine'nin de taşınmazı diğer davalı Hatice'ye muvazaalı olarak temlik ettiğini, tescilin yolsuz olduğunu ileri sürüp iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı Tapu Sicil Müdürlüğü, davanın reddini savunmuş, diğer davalı ise duruşmalara gelmemiş, bir cevap da vermemiştir.
Mahkemece, iddianın sabit olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla;Tetkik Hakimi A.Sevil Çalıkoğlu'nun raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı, dava konusu 5913 parsel sayılı taşınmaz tapuda resmi şekilde düzenlenen satın alma sözleşmesiyle satın almasına rağmen işlemin sicile (kütüğe) kaydedilmediğini, sonradan bu payın davalıya satılarak kayden devredildiğini ileri sürerek iptal ve tescil istemiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, tapuda düzenlenen 7.11.1995 gün ve 1607 yevmiye nolu resmi senetle davaya konu taşınmazın kayıt maliki Emine tarafından davacı Ahmet'e satıldığı, ancak satış işleminin tapu kütüğüne tescil edilmediği; 8.2.1999 gün ve 280 yevmiye nolu resmi sözleşme ile diğer davalı Hatice'ye kayden temlik edildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; "Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması tescille olur. " (M.K. m.705) Tescilden önce mülkiyetin hangi hallerde kazanılacağı sözü edilen maddenin ikinci fıkrasında gösterilmiştir.
Öte yandan, "Ayni haklar, kütüğe tescil ile doğar, sıralarını ve tarihlerini tescile göre alır" (M.K. m.1022/1) "Kurulması kanunen tescile tabi ayni haklar, tescil edilmedikçe varlık kazanamaz." (M.K.. m.1021/1) Değinilen yasa hükümlerinde öngörüldüğü üzere, hukukumuzda ayni hakkın doğumu veya ortadan kaldırılması tescil işleminin yapılmış olmasına bağlıdır. Başka bir deyişle bir hak tescil edilmedikçe ayni hak niteliğini kazanamaz.Mülkiyetin nakledildiğinden söz edilemez.Belirtilen yasal düzenlemelere göre, davaya konu olayda, mülkiyetin nakline ilişkin işlemin " tasarruf" aşamasında kaldığı intikali sağlayan tescilin yapılmadığı gözetildiğinde, çekişmeli pay mülkiyetinin davacıya geçtiğini söyleyebilme olanağı yoktur.
Diğer taraftan " tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan kişinin bu kazanımı korunur". (M.K. m.1023)Yasada öngörülen ve dayanağını Medeni Kanunun 3. maddesinden alan iyiniyetin aynı zamanda bu iddiada bulunana bir özen ve itina borcu yüklediği de kuşkusuzdur. Ancak, bu özenin ve dikkatin sicile yönelik olması gerektiği tartışmasızdır. Sicile güvenen kişinin, sicilin dayanağını oluşturan kayıt ve belgeleri inceleme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple davalı Hatice'ye akit tablosunu inceleme mükellefiyeti yüklenemez.
Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere kabulü yönünde hüküm kurulması yukarıda açıklanan nedenlerden ötürü doğru değildir.
Sonuç: Davalıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 10.11.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy