(3402 S. K. m. 12/3) (4721 S. K. m. 706) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26) (YİBK 1974/1E 1974/2K 1/4/1974)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacılar, ortak miras bırakanları Osman'ın 25 ayrı taşınmazını mirastan mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı olarak oğlu Hasan'a intikalini sağlamak amacıyla dava dışı kişilere devrettiğini, onlarında yine danışıklı olarak davalıya temlik ettiklerini, bir kısım taşınmazlarında kadastro sırasında davalı adına tespit ve tescil edildiğini, tüm işlemlerin muvazaalı olduğunu ileri sürerek payları oranında iptal ve tescil isteğinde bulunmuşlardır.
Davalı; davanın hak düşürücü süreden ve esastan reddini savunmuştur.
Mahkemece, bir kısım taşınmazlar yönünden hak düşürücü süre geçtiğinden bir kısmının davalı adına kayıtlı olmadığından, bir kısmının hükmen davalı adına tescil edildiği ve taksim sözleşmesi ile verildiği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar davacılar tarafından, süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Ü. Akdoğan'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Ne var ki, hüküm kurmaya elverişli bir araştırma ve inceleme yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Davada ileri sürülen hukuki sebep yönünden doğru, sağlıklı ve adil bir sonuca ulaşılabilmesi için öncelikle çekişmeye konu taşınmazların her birinin kadastro tespitine esas, dayanak kayıtlarının kadastro tespit tutanaklarının ve bunların ne suretle el değiştirdiğinin açıklığa kavuşturulmasına ve taşınmazların murisle bağlantısının kurulmasında zorunluluk vardır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide muris muvazaası olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanmasında zorunluluk vardır.
Diğer taraftan muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı davalarda hakkın murisin ölümünden sonra doğacağı dikkate alınmak suretiyle, miras bırakanın kadastro tespitinden sonra vefat ettiği veraset ilamından anlaşıldığına göre bu taşınmazlar yönünden 3402 Sayılı Yasanın 12/3. maddesinden söz edilemeyeceği açıktır.
Ayrıca yukarıda açıklanan ilkeler gözetilerek delillerin tam olarak toplanmasından sonra, tesis ve intikallere göre taşınmazların bağış yoluyla ve senetsiz olan kazanma yoluyla edinildiğinin saptanması halinde bu taşınmazlar yönünden 1.4.1974 tarih 1/2 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama yeri bulamayacağının düşünülmesi gereklidir.
Öte yandan çeşitli el değiştirmelere konu taşınmazlar yönünden her bir temlik sebebinin ayrı ayrı irdelenmesi sonucu bakımından işlemlerin muvazaalı olup, olmadığının saptanması sicile yönelik davaların kayıt maliki aleyhine açılması gerektiğine dair ilkenin dikkate alınması zorunludur.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan eksiklikler giderilmeden noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Sonuç: Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 04.10.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy