(4721 S. K. m. 15, 409)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, hukuki ehliyetinin bulunmadığını, 1 parseldeki 13 nolu bağımsız bölümün maliki iken, oğlu M.'in kendisinin bu durumundan yararlanarak aldığı vekaletname ile taşınmazı muvazaalı olarak davalıya temlik ettiğini ileri sürerek, taşınmaz tapusunun iptaline ve adına tesciline karar verilmesini istemiş, davaya yargılama sırasında davacıya tayin edilen vasi ile devam edilmiştir.
Davalı, taşınmazı tapu siciline güvenerek iyi niyetle satın aldığını bildirerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacının tasarruf ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde duruşmalı olarak temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 7.12.2004 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Av. A. Kavak ile temyiz edilen M. Potuk geldiler, diğer temyiz edilene çıkarılan davetiyenin tebliğ edilemeden döndüğü ve gelmediği görüldü, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin ve asilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı bilahare Tetkik Hakimi N. S. Soydaş tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, ehliyetsizlik ve vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, ehliyetsizlik iddiası sabit görülmek suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, çekişme konusu 1 parseldeki 13 nolu bağımsız bölümün, hükümden sonra ölen davacı A. tarafından dava dışı M.'e verilen 01.03.2002 tarihli vekaletname ile satış yolu ile davalıya temlik edildiği görülmektedir.
Temlik işlemine esas teşkil eden vekaletnamenin düzenlenmesi nedeniyle davacı hakkında alınan tabip raporları ile davacının vesayet altına alınmasına dair rapor ve son olarak Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümünden alınan raporlar arasında tam bir uyum bulunduğunu söyleyebilme olanağı yoktur. Öte yandan hükme dayanak yapılan Üniversite Hastanesi raporunun da, gerek vekaletin düzenlenmesi, gerekse satışın yapılması tarihleri bakımından açık bir görüş bildirdiği söylenemez.
Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Medeni Kanununun fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç (yükümlülük) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlamış. 10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin (reşit) olmayı kabul ederek ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır. hükmünü getirmiştir. Ayırtım gücü eylem ve işlev ehliyeti olarak ta tarif edilerek aynı yasanın 13. maddesinde yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir. denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Hemen belirtmek gerekir ki, Medeni Kanununun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.6.1941 tarih 4/21)
Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahede kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar HUMK. nun 286. maddelerinde belirtildiği gibi bilirkişinin "rey ve mütalaası" hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hele ayırt etme gücünün nispi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli tıp kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen Medeni Kanunun 409/2 maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilkeler gözetilmek suretiyle, davacı hakkında alınan tüm rapor ve dayanağı belgelerin Adli Tıp Kurumuna gönderilmesi; anılan kurumdan davacının vekaletname düzenlenme tarihi olan 01.03.2002 ile satış günü olan 19.3.2002 tarihlerinde tasarruf ehliyetinin bulunup bulunmadığı yönünde rapor alınması, ehliyetsizliğinin saptanması halinde davanın kabul edilmesi; aksi halde davada dayanılan diğer hukuki sebep olan vekalet görevinin kötüye kullanılması nedeni üzerinde durulması ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, eksik soruşturma ile yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir.
Sonuç: Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 4.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 375.000.000 TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 07.12.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy