(4721 S. K. m. 560, 706) (818 S. K. m. 18)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, ortak miras bırakanları Osman'ın maliki bulunduğu 17 parsel sayılı taşınmazdaki 3 ve 4 nolu bağımsız bölümlerini kızlardan mal kaçırmak amacıyla, dava dışı Nevzat'a temlik ettiğini, onun da bu yerleri murisin oğulları ve torunu olan davalılara intikal ettirdiğini 2 nolu bağımsız bölümünü de yine oğlu olan Cemalettin'e vasiyet ettiğini ileri sürerek, miras payları oranında tapu iptal ve tescil, olmadığı taktirde tenkise karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar, taşınmazları bedellerini ödeyerek satın aldıklarını savunmuşlardır.
Mahkemece, iddia sabit olmadığı, miras bırakanın temliklerde paylaştırma amacı taşıdığı ve olayda taraf muvazaası bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili tarafından süresinde duruşmalı istemli olarak temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Özgül Bozkurtgil'in raporu okundu, düşüncesi alındı.
Dosya incelendi duruşma istemi dava değeri yönünden reddedildi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; miras bırakanın kayden maliki bulunduğu 17 parseldeki 3 ve 4 nolu mesken nitelikli bağımsız bölümlerini 30.10.1995 tarihli akitle dava dışı Nevzat Keser isimli kişiyle satış yoluyla intikal ettirdiği, adı geçenin de bu yerlerden 2 nolu olanı miras bırakanın oğlu olan Cemalettin'e 3 nolu olanı Nihat'a, 4 noluyu ise Murat'a 20.11.1995 günü temlik ettiği görülmektedir. Davalılardan Cemalettin edindiği 2 nolu bağımsız bölümü daha sonra 16.11.1999 tarihinde miras bırakana iade ettiği, murisin de aynı yeri tekrar Cemalettin'e vasiyet ettiği; 4 nolu bağımsız bölümü Nevzat Keser'den satın alan Murat'ın da bu bölümü 3.9.2000 tarihinde murisin torunu olan Şerafettin'e satarak intikal ettirdiği anlaşılmaktadır.
Davacılar murisin kızları olup miras bırakan tarafından onlara yapılan bir taşınmaz temliki sözkonusu değildir. Öyle ise; miras bırakanın yaptığı işlemler bakımından mirasçılar arasında bir denkleştirme ve taksimin varlığından sözedilemez. Öte yandan; murisin temliklerdeki gerçek irade ve amacı irdelendiğinde dava dışı Nevzat'a taşınmaz intikalinin taraf muvazaası olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Davacılar miras haklarına dayalı olarak muris muvazaası hukuksal nedenini ileri sürerek eldeki davayı açmışlardır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi ( mevsuf-vasıflı ) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmeside Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini istiyebilirler.
Hemen belirtmek gerekirki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmıyacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan miras bırakan sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırmak kastından söz edilmeyeceğinden olayda 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının uygulanamıyacağı da kuşkusuzdur.
Dosyada belirlenen olgular yukarıdaki ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde miras bırakandan oğulları Nihat ve torun Şerafettin'e satış yoluyla geçen taşınmazların intikalinin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu sonucuna varılmaktadır.
Davalı Cemalettin'e vasiyet edilen 2 nolu bağımsız bölüm yönünden olayda 1.4.1974 tarih ½ Sayılı İnançları Birleştirme Kararının uygulama yeri bulunmadığı kuşkusuzdur. Ancak davada iptal isteği yanında tenkis talebinin de bulunduğu görülmektedir.
Sonuç: Hal böyle olunca; davalılar Nihat ve Şerafettin hakkındaki tapu iptal ve tescil davasının kabulüne, vasiyete konu taşınmaz bakımından ise tenkis koşullarının bulunup, bulunmadığı araştırılarak, koşulların varlığı halinde bu taşınmaz yönünden tenkise karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 1.11.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy