(4721 S. K. m. 28) (1086 S. K. m. 38)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacılar, 7444 parsel sayılı taşınmazın dayanağı olan imar uygulamasının idari yargı yerinde iptal edildiğini, imar düzenlemesinden önceki kadastral duruma dönülmesi gerektiğini ileri sürerek tapu iptal tescil isteğinde bulunmuşlardır.
Davalı hazine, A. F. Akın mirasçıları ve E. Turizm A.Ş.davanın reddini savunmuşlardır.
Davalılar vekili, K. ve A. Turizm A.Ş. yanıt vermemişlerdir.
Mahkemece, çekişme konusu 7444 parsel sayılı taşınmazın dayanağı olan imar planının iptal edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar davalı E. Turizm A.Ş.vekili tarafından, süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi S. O.'un raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davalılardan A. F. Akın'ın dava tarihinden önce 9.6.1991 tarihinde öldüğü anlaşılmaktadır.
Dava ehliyeti davada taraf olma yeteneğidir. HUMK. taraf Ehliyetini tanımlamamış 38. maddesiyle Medeni Kanuna yollamada bulunmakla yetinmiştir. Medeni Kanunumuz ise, davada taraf olma ehliyetini, medeni haklardan yararlanma ehliyetinin bir parçası saymış, 8, 28, 47 ve 48. maddeleriyle bu yönde hükümler getirerek medeni haklardan yararlanma ehliyeti bulunan her gerçek ve tüzel kişinin davada taraf olma yeteneğini taşıdığını, her gerçek kişinin sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü andan itibaren taraf ehliyetini kazanacağını ve yaşadığı sürece taraf ehliyetinin devam edeceğini belirtmiştir. Öte yandan gerçek kişinin ölümüyle medeni haklardan yararlanma ehliyeti ve buna bağlı olarak ta taraf ehliyetinin sona ereceği Medeni Kanunun 28. maddesinin buyurucu nitelikteki hükmüyle açıklanmıştır.
Dava tarihinden önce ölüm nedeniyle şahsiyeti son bulan kişinin taraf ehliyetini yitireceği kuşkusuzdur. Bu itibarla, gerek Medeni Kanun gerekse HUMK. nu dava açıldığı zaman hayatta bulunan kişiler yönünden düzenleyici hükümler koymuş; ölen veya mevhum kişiler hakkında açılacak davalar yasalarımızda yer almamıştır. Nitekim 4.5.1978 tarih 1978/4-5 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararında da dava tarihinden önce ölen kişinin taraf ehliyetini yitireceği, aleyhine dava açılamayacağı, dava tarihinde şahsiyeti sona ermiş olan kimsenin mirasçılarına ardıllık (halefiyet) kuralı uygulanamayacağından tebligat yapılmak veya dava ıslah edilmek suretiyle davaya devam edilemeyeceği vurgulanmış, içtihatlar bu doğrultuda kararlılık kazanmıştır.
Mahkemece, kendiliğinden (resen) göz önünde bulundurulması gereken bu usul kuralı göz ardı edilerek hüküm kurulması doğru değildir. Ayrıca HUMK. nun 388 maddenin 5.bendin hükmüne aykırı biçimde 26.4.2004 tarihli celsede hakim ve katip imzasının eksik bırakılması da hatalıdır.
Hal böyle olunca dava tarihinden önce öldüğü anlaşılan davalı hakkında açılan davanın reddi gerekirken, işin esasına girilip kabulü yönünde hüküm kurulması isabetsizdir.
Sonuç: Temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre öteki yönlerin incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 07.10.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy