(818 S. K. m. 28)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, kayden maliki olduğu 1 parsel sayılı taşınmazdaki 14 nolu bağımsız bölümün, dava dışı kızı A... ve damadı tarafından kendisinin bakıma muhtaç ve yaşlı olmasından faydalanılarak, bakılacağı hususunda ikna edilip damadına devrinin sağlanması amacıyla yakın arkadaşları olan davalıya bedelsiz olarak satış gösterilerek intikal ettirildiğini, kızı ve damadının kendisine bakmadıkları gibi evden kovduklarını, hile ile kandırılarak taşınmazının elinden alındığını ileri sürüp tapunun iptal ve tescilini istemiştir.
Davalı, çekişmeli taşınmazı davacının damadına kiraladığını ancak aralarındaki danışıklı işlerden haberdar olmadığını bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; davacının iddiasının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Ü... Akdoğan'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, hile hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; 1 parsel sayılı taşınmazdaki 14 nolu bağımsız bölümün 5.6.2003 tarihinde satış suretiyle davalıya temlik edildiği görülmektedir.
Davacı anılan temliki işlemin kendisinin kandırılması suretiyle gerçekleştirildiğini ileri sürmüştür.
Bilindiği üzere; Hile, genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevketmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma hilede yanıltma söz konusudur. B.K'nun 28/1 maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse hata esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable Şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Hilenin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Somut olaya gelince; satışı akdinin esaslı unsurunu teşkil eden bedelin davacıya ödendiği yolunda bir savunma ileri sürülmediği gibi bu hususu kanıtlayan bir belgede dosyaya ibraz edilmiş değildir.
Öte yandan taşınmazı edinen kimsenin bu yer üzerinde tasarrufa dönük zilyetliğinin bulunması gerekirken, davalının temlikten sonra taşınmazdan yararlanmadığı da açıktır. Bu yolda ileri sürülen kira ilişkisine dair geçerli bir delil de dosyada mevcut değildir.
Davacının başka bir malvarlığının bulunduğu da ileri sürülmediğine göre, anılan taşınmazını satması için makul ve inandırıcı bir sebebin varlığı da kanıtlanamamıştır.
Tüm bu olgular yukarıda açıklanan ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde çekişmeli taşınmazın davalıya temlikinin gerçek bir satış iradesini yansıtmadığı, temlikin davacının iradesinin bozulması suretiyle gerçekleştirildiği sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle reddedilmiş olması doğru değildir.
Davacının temyiz itirazları yerindedir.
Sonuç: Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 14.11.2005 tarihinde oybirliğiile karar verildi. (¤¤)