(4721 S. K. m. 561, 563, 564, 565, 570)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, murisleri Enver Yakal'ın kendilerinden mal kaçırma amacıyla davaya konu taşınmazı hisse senedi ve ortaklık paylarını ikinci eşi ve ondan olma çocukları olan davalılara satış şeklinde temlik ettiğini; parasını ödemesi suretiyle onlara taşınmazlar ve otomobiller satın aldığını; tüm işlemlerin muvazaalı olduğunu ileri sürerek, murisin sağlığında muvazaalı olarak davalılara devrettiği tüm taşınmaz ve taşınır mallara ilişkin tasarruflarının iptaliyle terekeye iadesine; murisin malvarlığından edinildiği belli olan malların mahkeme marifetiyle tespit edilerek banka hesabı, para, altın ve her türlü iade ve tenkise tabi malların mahfuz hisseleri oranında tenkise karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, sabit bulunmayan davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar tarafından süresinde duruşmalı olarak temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 14.12.2004 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden v.s. vekili Av. Şahin Mengü, Avukat Feyza Yüksel ile temyiz edilen v.s. vekili avukat Muammer Özzeybek geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı bilahare Tetkik Hakimi N.Semra Soydaş tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil, tenkis isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davaya konu Kadıköy 46 parseldeki 5 nolu bağımsız bölümün 20.7.1976 tarihinde davalı Sezer tarafından üçüncü kişilerden satın alındığı; İzmir İli Göztepe İlçesi 21 parseldeki 23 nolu bağımsız bölümün muris Enver adına kayıtlı iken 1.11.1984 te davalı Sezer'e satış şeklinde temlik ettiği, Sezer'in de 1996 yılında dava dışı Rıza'ya sattığı ve taşınmazın halen bu şahıs adına kayıtlı olduğu; Çeşme İlçesi Ilıca Mahallesi 5 parseldeki 1 nolu bağımsız bölümün davalı Sezer tarafından 1984 yılında üçüncü kişiden satın alınıp 1992 yılında dava dışı kişiye satıldığı; Çeşme İlçesi 1 parseldeki A Blok 202 nolu bağımsız bölümün dava dışı kişi adına kayıtlı iken davalı Sezer tarafından Çeşme Asliye Hukuk mahkemesinde açtığı dava sonucu Sezer adına hükmen tescil edildiği, adı geçenin bu taşınmazı daha sonra dava dışı kişiye sattığı; Çeşme Alacatı Köyü 4 parseldeki ½ arsa paylı 1 nolu meskenin dava dışı Mehmet Özbaş adına kayıtlı iken, muris Enver'in bu taşınmazı vekaleten oğlu Alp adına satın aldığı; Urla İlçesi 360 ve 362 parsellerin tevhid ve ifrazı sonucu oluşan 642 parseldeki S.S. Altuköy Çiftlik Evleri Yapı Kooperatifinde bulunan 17 nolu dubleks meskenin 28.12.2001 tarihli ferdileşme ile davalı Sezer adına kayıtlı bulunduğu; 06 THR 91 plakalı aracın 1996 tarihinden beri davalı Aslı adına kayıtlı olduğu; 1995 tarihinde adına tescil edilen 35 AY 272 plaka sayılı aracın davalı Alp tarafından 2002 yılında dava dışı kişiye satıldığı; muris Enver'in Tur-İzmir A.Ş.de bulunan 34.140 hissesini 9.2.1996 yılında oğlu davalı Alp'a devrettiği anlaşılmaktadır.
Belirlenen bu olgulara göre 1.4.1974 tarih ve ½ Sayılı İçtihadı birleştirme Kararında öngörüldüğü anlamda doğrudan miras bırakan tarafından ve onun üzerinde bulunan taşınmazlar yönünden bir temlikin bulunmadığı saptanan dava konusu yerler hakkında davanın reddedilmiş olması doğrudur. Diğer taraftan menkul mallar ile şirket hisse senetlerine yönelik istekler bakımından da söz konusu İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama yeri olmadığı açıktır. Öte yandan miras bırakanın maliki bulunduğu İzmir Göztepe'de bulunan 1 parseldeki 23 nolu bağımsız bölümün davalı Sezer'e satışından sonra üçüncü kişiye temlik edildiği, son kayıt malikinin de davada yer olmadığı, ayrıca davacıların da bu taşınmaz yönünden bedele ilişkin bir istekleri bulunmadığına göre anılan taşınmaz bakımından da iptal isteğinin reddi doğrudur.
Ancak, davada iptal isteği yanında tenkis talebi de mevcuttur. Bedeli miras bırakan tarafından ödenerek davalılara mal edilen taşınır, taşınmaz ve hisse senetleri yönünden bu işlemlerin bağış hükmünde olacağı kabul edilerek, yasal koşullarının mevcudiyeti halinde bu tasarrufların tenkise tabi alacakları da muhakkaktır.
Bilindiği üzere; tenkis (indirim) davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmaların (teberru) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu (inşai) davalardandır. Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul; miras bırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma (temlik) dışı terekenin tümü ile bilinmesiyle mümkündür. Tereke miras bırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu mameleki kıymetler ile, iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Miras bırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin bir aylık nafakası, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tespit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarının tespiti gerekir. (MK.565) Miras bırakanın Medeni Kanunun 564. maddesinde belirlenen saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde, saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif (nesnel) ve sübjektif (öznel) unsurlar dikkate alınarak belirlenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedelenen kastının varlığından söz edilemez.
Mutlak olarak tenkise tabi tasarruflarda (ölüme bağlı tasarruflar veya Medeni Kanunun 565. maddesinin 1,2 ve 3 bentlerinde gösterilenler) veya saklı payın ihlal kastının varlığı kesin olarak anlaşılan diğerlerinde özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken Medeni Kanunun 570. maddesindeki sıralamaya dikkat etmek davalı mahfuz hisseli mirasçılardan ise aynı kanunun 561. maddesinde yer alan mahfuz hisseden fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlar arası tasarrufları dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tabi olursa 563. maddede yer alan, alınanla mütenasip sorumluluk kuralı gözetilmelidir.
Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği takdirde tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda (Sabit Tenkis Oranı) tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olamayacağı (MK.564) araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm halinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir.
Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde sözü geçen 564. maddedeki tercih hakkı gündeme gelecektir. Böyle bir durum ortaya çıkmadan davalının tercih hakkı doğmadan davalının tercihinin kullanması söz konusu olamaz. Daha önce bir tercihten söz edilmişse sonuç doğurmaz. O zaman davalıdan tercihi sorulmak ve 11.11.1994 günlü 4/4 sayılı içtihadı birleştirme kararı uyarınca süratle dava konusu olup sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın, tercih hakkının kullanıldığı gündeki fiyatlara göre değeri belirlenmeli ve bu değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak Nakdin ödetilmesine karar verilmelidir.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilkeler gözetilerek gerekli araştırmanın yapılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı olduğu üzere davanın reddedilmesi isabetsizdir.
Sonuç: Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 4.12.2004 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 400,00 YTL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 23.02.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy