(4721 S. K. m. 2, 706) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, dava konusu 14 parça tapulu taşınmazda miras bırakan annesinden gelen payı bulunduğu halde davalıların taşınmazlardan yararlanmasını engellediklerini ileri sürerek payına yönelik elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istemiştir.
Davalılar, dayanak tapu kayıtlarının eski tarihli olup tedavül görmemeleri nedeniyle hüküm ifade etmeyeceğini belirtmişler,ayrıca harici satın alma ve zilyetlik savunmasında bulunmuşlardır.
Mahkemece, bir kısım taşınmazlar bakımından kanıtlanamadığı, diğerleri hakkında da takipsiz bırakıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Murat Ataker'in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişmeye konu taşınmazların tapuda tarafların ortak miras bırakanları adına kayıtlı olduğu, taşınmazlarda taraflarla birlikte dava dışı kişilerin de paydaş bulunduğu, anılan taşınmazları davalıların tasarruf ettikleri anlaşılmaktadır.
Davacı, çekişmeli taşınmazlardan yararlanmasının davalılarca engellendiğini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Bilindiği üzere; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamıyan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman istiyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere M.K.nun 706, B.K.nun 213, T.K.nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, akte vefa kuralının yanında M.K.nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, M.K.nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olayda, davacının irsen paydaş bulunmasına karşın çekişmeli taşınmazlardan davalılar tarafından yararlandırılmadığı sabittir. Paylı mülkiyet üzere olan taşınmazların fiilen taksim edilebileceği ve bu taksime değer verileceği kuşkusuzdur. Ancak böyle bir taksimin ve kullanma biçiminin,tüm paydaşların katılımıyla ve her bir taşınmaz açısından ayrı ayrı gerçekleştirilmesiyle geçerlilik kazanacağı da açıktır. Ne var ki, davada böyle bir olgu belirlenmiş değildir.
Diğer taraftan, miras payının paydaşlar arasında haricen temlikine yasal olanak bulunmakla birlikte, dava konusu taşınmazlar bakımından böyle bir temlikin mevcudiyet ve geçerliliğinin yazılı bir belge ile kanıtlandığı da söylenemez.
Sonuç: Hal böyle olunca, davacının payı gözetilmek suretiyle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir. Davacının temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK.'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 29.12.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy