(1086 S. K. m. 79) (403 S. K. m. 25, 26, 29, 35) (743 S. K. m. 650, 655) (HGK. 04.12.1991 T. 1991/16-539 E. 1991/624 K.)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, Mehmet Nurettin Ergene'nin 11.4.1970 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile vatandaşlığının kaybettirildiğini ve tüm malların Hazineye kalmasına rağmen 1.7.1970 tarihinde noterde miras hisselerinin temlikine dair senet düzenlendiğini, kadastro çalışmaları sırasında anılan sahte senede dayalı olarak da 7 adet taşınmazda Mehmet Nurettin paylarının davalı adına tespit ve tescilinin yapıldığını ileri sürerek; Hazine adına tescil istemiş; bilahare ıslah dilekçesiyle, Mehmet Nurettin Ergene adına tescil isteğinde bulunmuştur.
Mahkemece, vatandaşlığı kaybettirilen kişilerin mallarının devlete kalması ve tasfiye edilmesinin yasada öngörülmediğinden davacının Mehmet Ergene'nin malvarlığına ilişkin hakkı olmadığı gibi, ıslah ile Mehmet Nurettin adına tescil isteğinin de HUMK.nun 79.maddesine aykırı olduğu ve davacı sıfatının bulunmadığı gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Sevinç Türközmen'in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Mahkemece, davacı Hazinenin aktif dava ehliyetinin bulunmadığından bahisle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava dışı Mehmet Nurettin Ergene'nin biri tapulu olmak üzere toplam 7 parça taşınmazdaki paylarını Malatya 2.Noterliğince tastikli temlik senedi başlıklı 1.7.1970 günlü belge ile davalıya satışı sonucu genel kadastroda çekişme konusu parsellerin davalının satın aldığı bu payla birlikte murisinden irsen gelen payı esas alınmak suretiyle davalı ile dava dışı kişiler adına tespit edilmek suretiyle çap kayıtlarının oluştuğu anlaşılmaktadır.
Davacı Hazine Mehmet Nurettin Ergene'nin vatandaşlığını resmen kaybettiğini, ondan sonra yaptığı temliklerin geçersiz olduğunu ileri sürerek temlike konu payların iptali ile Hazine adına tescilini istemiş ve yargılama aşamasında da davasını ıslah ederek eski kayıt maliki Mehmet Nurettin Ergene adına tescilini istemiştir.
Mahkemece, 403 Sayılı Türk Vatandaşlık Kanunu hükümleri uyarınca vatandaşlıktan çıkarılan (TVK.26) kişilerin mal varlığının Hazine tarafından tasfiye edilmesi aynı yasanın 35.maddesi hükmünde öngörüldüğü halde yasada vatandaşlığı kaybettirilen kişilerin mal varlıklarının tasfiyesine dair bir hükme yer verilmediği için davacı Hazinenin davada aktif dava ehliyetinin bulunmadığı kabul edilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Gerçektende, Mehmet Nurettin Ergene'nin izin almaksızın Suriye Vatandaşlığına geçtiği ve Türk Vatandaşlık Kanununun 25/a maddesi gereğince Bakanlar Kurulunca 11.4.1970 gün ve 7/470 Sayılı karar ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının kaybettirildiği ve anılan kararın kesinleştiği sabittir.
Hemen belirtilmelidir ki, 22.2.1964 gün ve 403 Sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 26.maddesi gereğince vatandaşlıktan çıkartılan kişilerin Türkiye'de bulunan mallarının 35.maddesi hükmünce Hazine tarafından tasfiye edileceği ön görülmüşken, 25.maddede sayılan hallerden dolayı vatandaşlığın kaybettirilmesi (kaybı) halinde böyle bir düzenlemeye yer verilmemiş ve vatandaşlığın kaybettirilmesinin genel olarak sonuçlarını hükme bağlayan 29/1.maddesinde aynen Bu kanun gereğince Türk vatandaşlığını kaybeden kişiler, kayıp tarihinden başlayarak yabancı muamelesine tabi tutulur. denilmek suretiyle vatandaşlığı kaybedenlerin hukuki durumlarının yabancıların hukuki durumuna bağlı ve eşdeğer olacağı hükme bağlanmıştır.
Öyleyse; halen yürürlüğü devam eden 28.5.1927 tarihli hudutları dahilinde Tebaamızın Emlakine Vaziyet Eden Devletlerin Türkiye'deki Tebaaları Emlakine Karşı Mukabelei Bilmisil Tedabiri İttihazı Hakkındaki 1062 Sayılı Yasa ile buna dayalı olarak çıkartılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle, sözleşmelerin somut olayda uygulanması ve gözetilmesi gerekeceğinde kuşku yoktur. Kaldı ki, 25.9.1967 gün ve 6/8890 sayılı Kararname ile de Suriyelilerin Türkiye'de bulunan taşınmazları hakkında daha önce konulmuş olan karar- nameler ile sınırlamaların devam ettiği belirtilmiş ve ayrıca Suriyeliler aleyhinde açılan davalarda Hazinenin davada yer alması zorunlu tutulmuştur.
Buna göre, devletlerin ülkelerinde bulunan yabancıların malları hakkında bunların tasarrufları ile ilgili olarak uluslararası hukuka uygun yasal düzenleme ile kısıtlamalar getirmesi karşılıklılık (mukabele-i bilmisil) esası çerçevesinde hareket etmesi, hükümranlık haklarının doğal gereğidir.
15.6.1927 tarihinde yürürlüğe giren 1062 Sayılı Yasa ile de, Bakanlar Kuruluna karşılıklılık (Mukabele-i bilmisil) olarak bir devletin vatandaşlarının Türkiye'deki malları üzerindeki tasarruflarını kısmen veya tamamen tahdit, veya onlara elkoyma yetkisi verilmiştir. Bakanlar Kurulunca, bu yasaya uygun olarak Suriye uyruklu kişiler hakkında 13.1.1939 tarih 2/10250 Sayılı Kararname çıkarılarak, taşınmazlarını başkalarına devretmeleri ve üzerlerine ipotek koydurmaları yasaklanmıştır. 23.6.1959 tarihinde kabul edilen sözleşme ile Türkiye Sınırları içinde kalan ve Türk Tabiyetine geçmiş sayılan kimselere, Suriye ve Lübnan uyruğuna geçmek için sözleşme tarihinden itibaren 6 aylık ikametgahlarını nakletme, 18 aylık da mallarını tasviye için süre verilmiştir. 31.5.1940 tarih 2/13629 Sayılı Kararname Lübnan ve Suriye uyruğunu tercih edenlerin mallarını, tanınan 18 aylık sürenin bitimine kadar zayii ve telef olmaması için nasıl idare edileceğine ilişkin yöntemleri belirlemiş, Suriye uyrukluların malları Devletçe konulan bu ilkelere göre idare edilmeye başlanmıştır. İlave olarak süresinde mallarını tasfiye etmeyen kişilerin mallarının, 2490 Sayılı Yasaya, göre tasfiye edileceği hükmü getirilmiştir. 14.2.1942 tarih 2/17317 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile de muvazaalı temliklerin, önlenmesi yönünden Suriye uyruklu kişilerin, borçlarından dolayı malları üzerinde haciz konarak satışlarının yapılabilmesi yasaklanmıştır. 18.11.1957 tarih 4/9697 Sayılı kararname ise, Suriye uyrukluların, paydaşı olduğu taşınmazların rızaen taksimlerini yasaklamış ancak mahkeme eliyle şuyuun izalesine imkan vermiştir. Bunun yanında Medeni Kanunun 650 ve 655.maddesine göre temliken tescilleri önlenmiştir. Son olarak 17.10.1966 tarihinde yürürlüğe giren 1.10.1966 gün 6/7104 Sayılı Kararname ile de, Suriye uyrukluların mallarına Devletçe el konmuştur. Kısaca belirtmek gerekirse Suriye uyrukluların mallarının mülkiyeti 1966 tarihine kadar Devlete geçmemiş ise de, bu malların gerek mal sahibinin iradesi, gerekse iradesi dışında özel kişilere geçmesi önlenmiş, onlara vaziyet edilmiş üzerlerinde gittikçe artan bir hakimiyet kurulmuş, sonunda da söz konusu kararname ile fiilen el konulmuştur. Diğer bir anlatımla 1.10.1966 tarihinden önce ilerde Devlete geçeceği düşünülerek Suriye uyrukluların malları denetim altına alınmıştır. (Hukuk Genel Kurulunun 15.4.1992 tarih 992/7-174-245 Sayılı, 4.12.1991 tarih 991/16-539-624 sayılı kararı)
O halde, yukarıda değinilen ilke ve yasal düzenlemeler çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde davacı Hazinenin davada aktif dava ehliyetinin bulunmadığı söylenemez.
Sonuç: Hal böyle olunca; tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda delillerinin toplanması, hükme elverişli nitelikte inceleme ve araştırmanın yapılması, soruşturmanın eksiksiz tamamlanması, sonucuna göre işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve yasal olmayan gerekçelerle yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Davacı Hazinenin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 07.12.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy